9 yaşında erkek hasta, bir buçuk yıldır devam eden dalgınlık, gözünün önüne görüntüler gelme, elini ve diğer vücut bölgelerini daha büyük görme, yalnız kalmaktan korkma, ders başarısında düşme şikayetleri ile kliniğimize yönlendirildi. Klinik değerlendirmede hastanın günlük işlevselliğini bozan amnezi, füg, depersonalizasyon ve derealizasyon belirtilerinin olduğu tespit edildi. Olgu ve annesinden alınan öyküde, kendisinden 5 yaş büyük erkek akrabası tarafından cinsel içerikli bir oyun sonrasında önce depresif bozukluğun geliştiği, daha sonrasında kliniğe yönlendirilme nedeni olan belirtilerin ortaya çıktığı öğrenildi.
Belirtilerin ortaya çıkmasından altı ay sonra başvurdukları psikiyatri kliniğinde belirtilerin nörolojik bir bozukluğu düşündürmesi nedeni ile çocuk nörolojisine yönlendirilmişler. Çocuk nöroloji kliniğinde yapılan değerlendirmede temporal lob epilepsisi ön tanısı düşünülmüş ve valproik asit tedavisi başlanmış. Ancak tekrarlanan EEG değerlendirmelerinde öntanıyı destekleyen herhangi bir bulgunun olamaması ve ilaç tedavisinden yanıt alınamaması üzerine konsültasyon amacıyla tarafımıza yönlendirildi.
Yapılan klinik değerlendirme sonucunda hastaya başka türlü adlandırılamayan disosiyatif bozukluk tanısı kondu. Tedavi olarak yoğun kaygı düzeyi ve uyku sorunu için essitalopram 10 mg/gün ve ketiapin 50 mg/gün başlandı. Haftalık destekleyici ve davranışçı psikoterapi görüşmeleri ile izlenen hastanın belirtilerinde 3. haftada belirgin bir gerileme görüldü ve 5. haftada tam bir iyilik hali sağlandı.
Disosiyatif bozukluk ayırıcı tanısında temporal lob epilepsisi mutlaka düşünülmelidir. Belirtilerin travmatik bir olaydan sonra gelişmesi, EEG bulgularının olmaması ve antiepileptik tedaviye yanıt vermemesi tanıyı temporal lob epilepsisinden uzaklaştırmıştır. Olgunun psikiyatrik tedaviye hızlı yanıt vermesi bu klinik tablonun çocuk nörologları tarafından iyi bilinmesi gerektiğini düşündürmektedir.