Şok Diyet

Zaten yemek yeme konusunda beynimizi istediğimiz gibi kontrol edebiliyor olsaydık bugün için şişmanlık bir problem olmaktan çıkacaktı. Dolayısıyla henüz böyle bir gelişme olmadığı için fazla kilolarımızdan kurtulmak istiyorsak kesinlikle beslenme programımızı düzenlememiz gerekmektedir. Daha önceden bahsettiğimiz özel davetler söz konusu olduğunda ise durum daha da vahimdir. çünkü kilo vermek için çok daha az vaktimiz vardır. Bir an önce o özel günde giyeceğimiz elbiseye sığmalıyız. O gün herkes ne kadar kilo verdiğimizi söylemeli. O gün ortamda kendimizi fit hissetmeliyiz. Kalan kısa sürede çok hızlı kilo vermenin formülü ise şok diyetlerdir.

PERİKARD YAMA HAZIRLAMASINDA HEMŞİRELİK İŞLEVLERİ

Bu çalışmada perikard yamanın hazırlanmasındaki hemşirelik işlevleri sıralanmıştır. Çeşitli kardiyak defektlerin tamiri (intrakardiyak ASD, VSD, extra kardiyak pulmoner rekonstrüksiyon, aortik rekonstrüksiyon, RV çıkım yolu tamirleri vb.) vakalarında yaygın olarak perikard yama kullanılmaktadır.

Konjenital kalp anomalilerinde patolojinin bir parçası olarak veya izole şekilde bulunabilen sağ ventrikül çıkım yolu darlıklarının yama ile genişletilmesi genel kabul gören ve yaygın olarak kullanılan bir yöntemdir. Sağ ventrikül çıkım yolunun rekonstrüksiyonu amacıyla prostetik yamalar, perikard, dura mater gibi çeşitli materyaller kullanılmaktadır. Infindubüler, anüler veya pulmoner arter düzeyindeki bu darlıkların giderilmesinde kullanılan yama materyali konusundaki tartışmalar halen sürmektedir. Özellikle sağ ventrikül ve pulmoner arter arasındaki gradientin görüldüğü olgularda perikardial yamada anevrizma, rüptür ve benzeri komplikasyonlarm bildirilmesi bu materyalin kullanımında çekingenlik yaratmaktadır.

Perikard yamanın avantajları;

• Perikardın nonporozif,

• Nontrombojenik yüzey oluşturması,

• Cerrahi olarak manüplasyonun kolaylığı,

• Ameliyat sahasında hazır olarak el altında bulunması,

• Ekonomi sağlaması,

• Hemoliz yapmaması,

• Sütür hattından ve iğne deliklerinden kanama riskinin minimal olması tercih edilir bir materyal olmasında önemli nedenlerdir.

Perikard yamanın hazırlanmasında scrub ve sirküle hemşirenin önemli rolü vardır. Cerrah tarafından, toraks açıldıktan sonra perikardın anterior kısmı her iki frenk sinire dikkat edilerek yama oldukça geniş çıkarılmaya çalışılır.  Sağlıklı perikard dokusu yama olacak şekilde çıkartılır. Scrub hemşire, çıkartılan perikardın üzerindeki bağ dokularını (yağ dokusu, vasküler yapılar vb.) temizler. Bu dokuların yeterince temizlenmediği durumlarda perikard dokusu cerrahi uygulamayı zorlaştıracak derecede sert ve kalın olmaktadır. Bu ise, cerrahi olarak yapılan işlemin başarı oranını etkileyecektir. Perikard yama hazırlama prosedürüne göre hemşire perikard yamayı hazırlar.

Perikard yamanın, gluteraldehid (GA) solüsyonu ile işlemden geçirilmesi esnasında kurallara özen gösterilmesi, intraoperatif teknik ve zaman açısından avantaj sağlar. Gluteraldehid alkalen yapıda olup, germisid ve sporosiddir. Dezenfektan olarak ısıya dayanıksız aletler için % 2’lik solusyonu kullanılır. Kalp cerrahisinde kullanımı ise % 0,62’lik konsantrasyonda olup, ilk defa Carpentier tarafından 1968’ de doku fiksasyonu amaçlı kullanmıştır. GA ile sabitleştirme büzülme ve kireçlenmeye yol açan enflamatuar cevabı da azaltmaktadır. Hastaların perikard dokularının üzerindeki yağ ve plevral dokulardan arındırıldıktan sonra fiksasyon için % 0,6 - % 2’ lik gluteraldehid çözeltisi içerisinde 10 – 15 dakika süre ile bekletilir. Daha sonra steril serum fizyolojik ile 5’ er dakika arayla ayrı ayrı üç kez yıkama işlemi yapılarak üzerinde kalmış artık dokular geride muhtemel bir tromboembolotik zemin bırakmamak için tamamen temizlenir. Yapılacak insizyona göre boyutları hesaplanarak hekim tarafından kesilerek hazırlanır. Hekim istemine göre genellikle poliprolen dikişle yama tespit edilir.

KVC’de inoperatif olarak perikardiyal yama hazırlama işlevi, hemşirenin yamayı doğru teknikle ve kullanıma uygun hazırlaması zaman ve cerrahi teknik açısından büyük önem taşımaktadır. Kardiyovasküler cerrahide (KVC) zaman, diğer tüm cerrahi alanlarda olduğu gibi ameliyatın başarısı açısından oldukça önemli bir kriterdir. 

Scrub ve sirküle hemşire, ameliyatın bir parçası olarak perkardı uygun açılarda temizleyerek saklamak, dokunun gerektiği kadar sertleşmesini sağlamak, uygun şekilde yıkamak ve bu sürecin sonunda yamayı cerrahi işlem için uygun duruma getirmekten sorumludur.






Bildiri girişlerinizi lütfen; giriş, yöntem, bulgular ve tartışma alt başlıkları ile giriniz.

Tablo 1. Ağrının Şiddeti ve Özellikleri [N=120] 

Ağrı Şiddeti (0-10) 



(Min-Max)

X ± SD

En şiddetli [3-10] 7.20±1.95

En hafif                                                  [0-5] 2.38±1.29

Ortalama                                        [1-7] 3.70±1.30

Görüşme anı  [0-8] 2.13±2.15

Ağrının Niteliği N %]

Zonklama 39  [32.5]

Sızlama 36  [30.0]

Yanma 15 [12.5]

Ağırlık hissi, çekilme 12 [10.0]

Bıçak saplanır gibi ve kramp tarzında 18 [15.0]

Ağrıyan Bölge

İnsizyon Bölgesi 92 [76.7]

İnsizyonlu extremite(dizden topuğa kadar) 8 [6.7]

İnsizyonlu extremite(kasıktan topuğa kadar) 8 [6.7]

Diz ve bel bölgesi 6 [5.0]

Diz ve ayak bileği 6 [5.0]

Ağrı Tedavisi İçin Bekleme Süresi

10 dk’dan az 69 [57.5]

11-20 dk 10 [8.3]

21-30 dk 5 [4.2]

31-60 dk 5 [4.2]

60 dk fazla 4 [3.3]

Talep etmedim 27 [22.5]

Toplam 120



Tablo 2. Cinsiyete Göre Ağrı Puan Ortalamaları [N=120].

                CİNSİYET

Ağrı Şiddeti  ( 0-10) Kadın

N =103 

X±SD Erkek

N =17

X±SD

U

p*

    En şiddetli 7.40 ± 1.90 5.94± 1.81 499.5 0.004

    En hafif                                                   2.54± 1.19 1.35±1.41 429.5 0.000

    Ortalama                                          3.84 ±1.25 2.82 ± 1.23 490.5 0.003

    Görüşme anı 2.23 ± 0.22 1.16 ± 0.28 617.0 0.044

*p<0.05



Tablo 3.  Eğitim Durumlarına Göre Ağrı Puan Ortalamaları [N=120]

Eğitim Durumu

Ağrı Şiddeti[0-10] Okuryazar Olmayan ve Okuryazar

N=24

X±SD İlköğretim



N=81 X±SD Lise ve Üstü

N=9

X±SD

X2KW

    p

  En şiddetli                                              8.04± 2.11 7.13±1.81 5.55± 1.81 10.06 0.005*

  En hafif 2.79± 1.10 2.34± 1.30 1.56± 1.33 6.41 0.04*

 Ortalama 4.04± 1.08 3.70± 1.27 2.78± 1.71 4.90 0.08

 Görüşme anı 2.75± 2.95 2.06± 1.89 1.11± 1.69 2.30 0.31

*p<0.05





Tablo 4. Ağrı nedeniyle GYA’deki Engellenme Puan Ortalamaları [N=120]

Ağrı Nedeniyle Engellenme (0-10) X ± SD

    Genel aktivite 5.46±2.57

    Emosyonel Durum                                                           3.43±3.52

    Yürüme 5.98±2.69

    Egzersiz 5.88±2.82

    Diğer insanlarla ilişkiler 0.16±0.36

   Uyku 4.00±3.33

    Yaşamdan zevk alma 0.74±1.02







"MAJOR KARDİYOVASKÜLER CERRAHİ AMELİYAT ÖNCESİ (PREOPERATİF) HEMŞİRELİK BAKIMI "

Hasta, major kardiyovasküler ameliyatlardan önce tedavi ve bakım gereksinimine bağlı olarak, ameliyattan birkaç gün önce kliniğe yatırılabileceği gibi, birkaç hafta önce de yatırılabilir. Örneğin; kalp tarnsplantasyonu olacak hastalar medikal tedavilerini sürdürmek ve tüm tetkiklerinin takip ve kontrolü için ve de kalp bulununcaya kadar pre op klinikte yatırılabilir.

Bu dönemde, hastanın durumunun iyi bir şeklide değerlendirilebilmesi, ameliyat  öncesi ve sonrası dönemde ortaya çıkabilecek sorunlara ilişkin verilerin toplanmasına bağlıdır. Bu veriler; hasta dos¬yasından, laboratuvar testlerinden, hasta yakınlarından ve hastayla yapılan görüş¬meden elde edilebilir.

Majör Kardiyovasküler Ameliyatlar;

• Kalp Transplantasyonları

• Kapak + Bypass Ameliyatları

• Pediyatrik Kalp Ameliyatları,

• Erişkin Konjenital Ameliyatları

• Anevrizmalar

• Bental Ameliyatlar

• Morfan Sendromu Ameliyatları

• Göğüs Cerrahisi Ameliyatları

• Koroner + Diğer Sistem Ameliyatları

• Gebelerde KVC Ameliyatları olarak sıralanabilir.

Major Kardiyovasküler Cerrahi hastasının ameliyat öncesi hemşirelik bakımının amacı, hastanın psikolojik ve fizyolojik açıdan olabileceği en iyi durumda ameliyat ile karşı karşıya gelmesini sağlamak, ameliyathanede yaşanabilecek sorunları önlemek, komplikasyon gelişmesini engelleyerek hastanın en kısa sürede sosyal hayatına üretken bir biçimde dönmesine yardımcı olmaktır.

       Hastanın Major Kardiyovasküler Cerrahiye aday olduğu düşünüldüğünde tüm medikal durumunun ve yandaş hastalıklarının geniş kapsamlı değerlendirilmesi gerekmektedir. Post operatif mortaliteyi azaltmak için pre-op hazırlık eksiksiz olarak tamamlanmalıdır.





Hemşirenin, hastayla yapacağı görüş¬me aşağıda belirtilen konuları kap¬samalıdır:

• Hastanın demografik özellikleri (kimlik bilgileri, yaşı, cinsiyeti, medeni durumu, mesleği, dini inancı, yakınları ve bu kişilerin bilgileri vb.)

• Hastanın sağlık güvencesi,

• Hastalık hikayesi,

• Hastanın, önemli bir hastalığı var mı ya da hasta önceden ameliyat olmuş mu,

• Hasta önceden kullandığı ilaçlar, şu anda kullandığı ilaçlar,

• Hastanın alerjisi ya da diyet kısıtlaması,

• Hastanın yapılacak ameliyata iliş¬kin bilgisi veya herhangi bir sorusu,

Hemşirenin bu görüşmeyle ve hastayı gözleyerek elde edeceği veriler, hastanın gereksinimlerinin saptanmasına ve iyi bir bakım planı geliştirilmesine yardımcı olacaktır.

Hastanın pre op kliniğine yatırılma¬sıyla başlayan ameliyat öncesi hazırlık ve bakım dört yönden ele alınabilir:

1. Psikolojik hazırlık,

2. Fizyolojik hazırlık,

3. Yasal hazırlık

4. Ameliyat öncesi eğitim.



PSİKOLOJİK HAZIRLIK

Ameliyat, hasta için sadece fizyolojik bir stres kaynağı olmayıp aynı zamanda güçlü bir psikolojik stres kaynağıdır. Bu ne¬denle hastanın ameliyat öncesi psikolojik hazırlığı önemlidir.

Hastalar ameliyatın kendileri için ya¬rarlı olduğunu kabul etseler de, ameliyatın risklerinden korkarlar. Ameliyat öncesin¬deki anksiyete nedenlerinin en önemlilerinden birisi bilinmeyen korkusudur.¬ Bu dönemde hastalarda görülen diğer korkular arasında ameliyat sonrası, kanser olma ihtimali, organ kaybı, ölüm tehlikesi, anestezi tehlikesi, işini kaybetme, cinsel hayatını kaybetme, sevdiği kişi ve aktivitelerden uzak kalma korkusu sayılabilir. Ameliyata ilişkin korkular ameliyatın büyüklüğü ile orantılı değildir. Ameliyatın küçük olması hastanın az korkmasını / kork¬mamasını gerektirmez.

Ameliyat olacak hastalar bazen sakin ve içine kapalıdır, bazen çocuk gibi bağımlı davranırlar ve bazen de hastalığını inkar edip belirti ve bulguları gizleyebilirler.

Ameliyat öncesi dönemde psikolojik olarak iyi hazırlanmayan ya da depresyon, paranoya gibi psikolojik sorunları olan has¬talar; ameliyat stresine uyum gösteremezler, buna bağlı olarak komplikasyonlar gelişebilir ve hastanın iyileşmesi gecikebilir.

Hastanın korkulanını açıkla¬masına fırsat verilmeli ve ameliyata ilişkin gerekli açıklamalar yapılarak hasta des¬teklenmelidir.

Ameliyat öncesi dönemde psikolojik hazırlık:

• Anksiyeteyi gidermeye ,

• Ameliyatta az anestezik, ameliyat sonrasında az analjezik kullanılmasına,

• Ameliyat sonrasında yaşam bulgularının kısa sürede düzene girmesine,

• Strese tepki olarak salınacak olan kortikostreoid hormonların az salınmasına,

• Ameliyat sonrasında hızlı iyileşmeye ve erken taburcu olmaya yardımcı olur

Araştırmalar, psikolojik yönden iyi hazırlanan hastaların ameliyat travmasıyla daha iyi baş edebildiklerini, komplikasyonların daha az geliştiğini ve hastaların daha kısa sürede iyileştiğini göstermektedir.

Bilgilendirme ve eğitim sırasında gerekli durumlarda psikolog ve psikiyatri desteği de alınmalıdır.



FİZYOLOJİK HAZIRLIK

Major Kardiyovasküler Ameliyatlarda komplikasyon ve ölüm riskini en aza indirebilmek için hastanın genel sağlık durumu mümkün olan en iyi düzeye getirilmelidir. Ameliyat öncesinde hastanın sağlık du¬rumu, iyi bir fizyolojik değerlendirmeyle be¬lirlenebilir.

Fizyolojik değerlendirme:

• Yaş,

• Ağrı,

• Beslenme durumu,

• Sıvı-elektrolit dengesi,

• Enfeksiyon,

• Kardîyovasküler fonksiyon,

• Pulmoner fonksiyon,

• Renal fonksiyon,

• Gastrointestinal fonksiyon,

• Karaciğer fonk¬siyonu,

• Endokrin fonksiyon,

• Nörolojik fonksiyon,

• Hematolojik fonksiyon

• Diş Kontrolleri (kapak ameliyatları)

• Kullanılan ilaç konusundaki bilgileri kapsar.

YAŞ:  Çocuklar, gençler ve orta yaştaki erişkinler genellikle ameliyatı iyi tolere ederler, küçük bebekler ve yaşlıların ame¬liyatta oluşabilecek komplikasyon/ölüm riski yüksektir.

AĞRI: Ağrı önemli bir fizyolojik be¬lirleyicidir ve dikkatli bir şekilde izlenmelidir. Hemşire, hastadan ağrının nasıl başladığını, nasıl azaldığını, ağrı düzenini (sürekli, aralıklı} tanımlamasını istemelidir. Ağrının tanımlanması kadar hastanın ağrıya tepkisinin de değerlendirilmesi önemlidir. Ağrıya karşı tepki kişiden kişiye farklılık gösterir. Bu durumda ağrı skalası kullanılarak değerlendirme yapılmalıdır. Ağrını tanımlanması sonucunda da gerekli müdahaleler yapılmalıdır.

BESLENME DURUMU: Hastanın ame¬liyat öncesi dönemdeki beslenme durumu, ameliyat riskinin belirlenmesinde önemlidir. Ameliyatın başarısı ve ameliyat sonrası iyileşme, beslenme durumuyla doğrudan ilişkilidir. Ameliyat öncesi dönemde bes¬lenmeye İlişkin iki önemli sorun; protein, demir ve vitamin yönünden yetersiz bes¬lenmiş olmak ve obezitedir. Ameliyat öncesi beslenme düzenlenmeli ve obeziteye ilişkin önlemler alınmalı ve hatta hastanın durumuna göre ameliyat tarihi zayıflama programına göre belirlenmelidir.

SIVI ELEKTROLİT DENGESİ: Sıvı-elektrolit dengesi hücrelerin normal fonksiyonlarını sürdürebilmeleri için önemlidir. Bu nedenle, ame¬liyat öncesi dönemde sıvı-elektrolit dengesizlikleri kesinlikle düzeltilmelidir.

ENFEKSİYON: Her enfeksiyon, basit bir soğuk algınlığı bile ameliyatı kötü yönde etkileyebilir. Ayrıca ameliyat yapılacak yer, enfeksiyonun drene olduğu lenf düğümle¬rine yakınsa, ameliyat sonrasında yara enfeksiyonu riski artar. Bu nedenle tüm ekip çalışanları hapşırık, öksürük, boğaz yangısı, yüksek ateş, deri lezyonları ve laboratuar bul¬gularını enfeksiyon yönünden çok iyi değerlen¬dirmelidir. Gerek duyulursa ameliyat er¬telenebilir.

KARDİYOVASKÜLER FONKSİYON: Ameliyat öncesinde EKG, efor testi, eko, doppler (karotis veya periferik), miyokard sintigrafisi, anjio raporları ve tüm kan bulguları tekrar değerlendirilmelidir. Gerekli görülenler tekrarlanmalı ve değerlendirilmelidir. Hastanın kan basıncı; nabız hızı ve ritmi; solunum fonksiyon testi, ödem; ekstremitelerde ısı ve renk değişimi; halsizlik ve nefes darlığı yönünden değerlendirilmelidir.

PULMONER FONKSİYON: Amfizem ve bronşektazi gibi pulmoner hastalıklar CO² ve O² değişimini engelleyerek ameliyat ris¬kini artırırlar ve pulmoner enfeksiyonların gelişmesine neden olurlar.

      Pulmoner fonksiyon bozukluklarını saptayabilmek için hasta; nefes darlığı, hırıltılı  solunum, çomak parmak, göğüs ağrısı ve öksürürken bol miktarda temiz ya ¬da pürülan balgam çıkarması yönünden gözlenmelidir. Ayrıca hastanın sigara içme durumu, solunum allerjisi ve solunum en¬feksiyonu da araştırılmalıdır. Tanı koymak amacıyla akciğer filmi, akciğer fonksiyon testleri ve kan gazı değerleri değerlendirilmelidir.

RENAL FONKSİYON: Ameliyat olacak hastanın renal fonksiyonu; sıvı-elektrolit dengesinin korunması ve artık ürünlerin bedenden atılabilmeleri için yeterli olma¬lıdır. Renal fonksiyonu değerlendirmek için hasta; sık idrar, disüri ve anüri yönünden gözlenmelidir. Ayrıca idrarın görünümü de (açık sarı, bulanık ya da kanlı) değerlendirilmelidir. İdrarda eritrosit ya da lökositlerin bu¬lunması; enfeksiyon, böbrek taşı ya da tümörünü, protein bulunması; renal hastalığı, glikoz bulunması; diyabetes mellitusu düşündürebilir. İdrar dansitesinin  1010’ un altında olması, böbreklerin idrarı konsantre et¬mediğini; dansitenin 1025’ in üzerinde olması ise hastanın dehidratasyonda olduğunu gösterir. Ameliyat öncesinde renal fonksiyonun değerlendirilmesi için idrar tetkiki ve kan üre nitrojeni (BUN) ya da üre kraetinin  testleri yapılır ve değerlendirilir.

GASTROİNTESTİNAL FONKSİYON: Ameliyat öncesi dönemde, gastrointestinal sisteme yönelik sorunlar tedavi edilmeli ve sıvı-elektrolit kayıpları varsa karşılanmalıdır.

KARACİĞER FONKSİYONU: Karaciğer fonk¬siyon testleri yapılmalıdır. Karaciğer yetersizliği varsa yara iyileşmesi gecikir ve enfeksiyon riski artar.

ENDOKRİN FONKSİYON: Endokrin bez¬lerin fonksiyonu, özellikle troid bezin fonk¬siyonu, ameliyat riskini en aza indirmek için değerlendirilmelidir. Hipertroidizm, ameliyat sırasında ve sonrasında troid krizine, hipotroidizm ise anestezi sırasında hipotansiyon ve kardiyak arreste neden olabilir. Bu nedenle troid bezine İlişkin so¬runlar ameliyat öncesi dönemde tedavi edilmelidir. Kontrol altına alınmamış diyabetes mellitus da ameliyat riskini önemli de¬recede artırır. Diyabetli hastalarda yara iyileşmesi gecikir ve enfeksiyon riski artar. Ameliyat öncesi bakım planında mutlaka diyeti ve ilaç tedavisinde bu konu göz önünde bulundurulmalıdır.

NÖROLOJİK FONKSİYON: Ameliyat öncesinde, nörolojik muayeneyle, hastanın kraniyal sinirleri, alt ve üst ekstremite ref¬leksleri, duyu refleksleri  değerlendi¬rilmelidir. Ameliyat riskini artıran ciddi nörolojik durumlar arasında epilepsi ve parkinson hastalığı sayılabilir. Ameliyat öncesi dönemde baş ağrısı, baş dönmesi, kulak çınlaması, pupillerin eşit olmaması ve konvülsiyon hikayesi önemli nörolojik bul¬gulardır.

HEMATOLOJİK FONKSİYON: Tüm ame¬liyatlarda kan kaybı olur. Pıhtılaşma sorunu olan hastalarda kanama ve şok riski önemli ölçüde artar. Bu ne¬denle hasta hematolojik yönden dikkatli bir şekilde değerlendirilmelidir. Hastanın değerlendirilmesinde kanamaya yatkın olma; diş çekiminden ve traştan sonra aşırı kanama, burun kanaması; hepatik ya da renal hastalık; antlkoagülan ilaç kul¬lanma; anormal kanama zamanı ve protrombin zamanı ya da trombosit sayısı dikkate alınmalıdır. Gerekli durumlarda ameliyat öncesinde kan trans-füzyonu uygulanabilir. Ameliyat sırasında ve sonrasında kan transfüzyonu gerekebileceğinden yeterli miktarda kan hazır bulundurulmalı ve taze kan alınabilmesi için hasta yakınları da hazır bulunmalıdır.

KULLANILAN İLAÇLAR: Ameliyat önce¬sinde hastanın tedavi amacıyla (reçeteli) ya da kendi isteğine bağlı (reçetesiz) kul¬landığı ilaçlar pıhtılaşmayı etkileyerek ve anestezik ilaçlarla istenmeyen etkileşime gi¬rerek ameliyat riskini artırabilir. Hastanın herhangi bir ilaca karşı alerjisi olup olmadığı öğrenilmelidir. Ameliyat olacak hastada sorun yaratabilecek ilaçların bazıları şöyle sıralanabilir.

• Antikoagülanlar, Antiagrean ve Clopidogral; Cerrahi ekibin istemine göre ameliyattan önce kesilmelidir. 

• Antibiyotikler; anestezik ilaçlarla etkileşerek istenmeyen etki oluşturabilirler.

• Trankilizanlar; kan basıncını düşü¬rerek şoka neden olabilirler.

• Thiazid diüretikler; potasyum ve sıvı kaybına neden olabilirler.

• Steroidler; uzun süre kullanıldıysa, adrenal bezlerin korteksi baskılanır. Stres durumunda yeterince steroid hormon salınamaz ve hastanın anestezi ve ame¬liyat stresiyle başetmesi güçleşir.

• Antianjinal ilaçlara ameliyat sabahı da dahil olmak üzere devam edilmelidir.(iskemi atağını önlemek için)



YASAL HAZIRLIK

Ameliyat olacak her hastadan, müdahalenin boyutu ne olursa olsun kesinlikle onam formu doldurulmalı ve hasta/hasta yakınından imzalı onay alınmalıdır. Yazılı ve imzalı  onam hem hasta hem de sağlık personeli için yasal güvencedir. Onam im¬zalatılmadan önce hastaya, ameliyat hakkında yeterli açıklama, gerekirse tablo ve şeklilerden de yararlanılarak yapılma¬lıdır. Hastaya ameliyatın olası komplikasyonları, gelişebilecek şekil bozuklukları, ölüm riski anlatılmalıdır. Hasta, her¬hangi bir organı çıkarılacaksa bil¬melidir. Yapay organ, greft, kapak, kalp vb. nakil uygulamaları için ayrı onam alınmalıdır.

Erişkin hastalar bilinçleri açıksa, onamlarını imzalayabilirler. Bilinci açık olmayan ve 18 yaşından küçük o!an has¬taların onamları, birinci derecede sorumlu yakını tarafından imzalanır. Onam, hastanın kalıcı kayıtlarından biridir ve hasta ameliyata alınmadan önce mutlaka kontrol edilmelidir.



AMELİYAT ÖNCESİ EĞİTİM

Ameliyat olacak hastanın hazırlığında "açıklama” ve "eğitim” anahtar ke¬limelerdir. Basit bir kelimenin açıklanması, hastanın korkusunu gidererek ciddi anksiyete gelişmesini önleyebilir. Ameliyat öncesi dönemde hastaya; her aşama, tüm testler ve uygulamalar önceden açıklan¬malıdır. Testler genellikle karmaşık olduğundan, hemşire tarafından hastaya anlayabileceği şekilde açıklanmalıdır. Ameliyat sonrası dönemin sorunsuz geçiri¬lebilmesi için hastaya belli konularda eğitim yapılmalıdır.

Ameliyat öncesi dönemde uy¬gulanacak eğitim, yapılacak ameliyata ve hastanın durumuna göre farklılık gösterse de ameliyat olacak hastalara;

• Solunum ve akciğer egzersizleri

• Yatak içi mobilizasyon

• Ekstremite egzersizleri

• Beslenme

• Kullanılan ilaçlar ile ilgili eğitim verilmelidir.

Yapılan araştırmalar, ameliyat öncesi dönemde iyi hazırlanıp, yeterli bilgi verilen hastaların, yeterli bilgi verilmeyen hastalara göre daha kısa sürede iyileştiklerini ve hastaneden daha çabuk taburcu ol¬duklarını göstermiştir. Hemşirenin öğretme işlevi her hasta için farklılık gösterebilir, bununla beraber hemşire hasta eğitiminde temel öğretim ilkelerini esas almalıdır.

Hasta eğitiminde uyulması gereken ilkeler şunlardır:

• Cerrahın, hastaya ne kadar açıklama yaptığı öğrenilerek, hastada kuşkuya neden olacak farklı açıklamalar yapılmamalı,

• Gerektiğinden fazla bilgi verilmesi hastada anksiyete yaratabileceğinden, hastayla iyi bir görüşme yapılarak ne kadar bilgiye İhtiyacı olduğu belirlenmeli,

• Hastanın anlayacağı terimlerle açıklama yapılmalı,

• Hastaya bir kerede fazla bilgi verip bunaltmamak için eğitim planlı, kısa süreli ve sık aralıklı olmalı,

• Hastanın soru sorabilmesi için ye¬terli zaman ayrılmalı,

• Eğitimde tüm görsel işitsel araçlardan yararlanılmalı,

• Hastadan, öğretilen yeni beceri ya da tekniği yaparak göstermesi istenmeli,

• Hasta ailesi ya da yakınları ame¬liyat öncesi hazırlık ve eğitim aktivitelerine katılmalıdır.

Ameliyat öncesinde yapılan eğitimin etkinliği; ameliyat sonrasında hastanın kendi bakımına aktif olarak katılmasıyla ve sorun gelişmeksizin kısa sürede iyileşmesiyle değerlendirilebilir.

Ameliyat öncesinde hastaya so¬lunum ve akciğer egzersizleri, yatak içi mobilizasyon, ekstremite egzersizlerinin eğitimi için en uygun zaman ame¬liyattan önceki günün öğleden sonrası ya da gecesidir. Açıklamalar ameliyattan birkaç gün önce yapılırsa hasta unutabilir ya da ameliyattan hemen önce yapılırsa endişeli olduğu için dinlemeyebilir.

Solunum ve akciğer egzersizleri: Ame¬liyat sonrasında hastalar için uygun so¬lunum şekli diyafragmatik-abdominal so¬lunumdur. Hastaya, bu solunumun nasıl yapılacağı gösterilmeli ve hastadan ya¬parak göstermesi istenmelidir. Hastaya öksürük egzersizleri öğretilmelidir. Bu eg¬zersizleri oturur ya da yatar po¬zisyondayken yapabilir, önemli olan ame¬liyat yerinin desteklenmesidir. Bu amaçla küçük bir yastık ya da katlanmış havlu kul¬lanılabilir. Hastaya ameliyat yerini nasıl destekleyeceği gösterilmelidir.

Yatak içi mobilizasyon: Torakotomi yapılan ameliyatlarda sternumun korunması amacıyla hastanın yan dönmemesi, hasta ve ailesine anlatılmalıdır. Karyola üzerinde bulunan tutunma askısı yardımıyla kalkma ve oturma hareketleri yapabileceği, kollarını arkaya bastırmaması, gerinme hareketini yapmaması, bir yandan diğer yana dönme uygulaması yapmaması gerektiği belirtilmelidir. Sırt üstü pozisyonda sadece sırtın yastıkla desteklenerek en fazla 30-40 derece yan yatmasının doğru olduğu gösterilerek anlatılmalıdır. Ameliyat sonrası 45 derece ya da dik oturmanın akciğer fonksiyonlarının aktif hale gelmesine ve derin solunum egzersizlerinin rahat uygulanmasına yardımcı olacağı belirtilmelidir.

Ekstremite egzersizleri: Hastaya ameliyat öncesinde ekstremite egzersizleri öğretilmelidir. Bu egzersizler venöz dönüşü kolaylaştırır; tromboflebit gibi dolaşım problemlerini önlemeye yardımcı olur. Yatak içi pasif egzersiz olarak bacakların karına çekilip bırakılması, ayakların oynatılması gibi hareketler anlatılmalıdır.

Ameliyat sonrasında, uygunsa hasta erken dönemde ayağa kaldırılmalıdır. Ayağa kaldırma ameliyat son¬rası komplikasyonların önlenmesine yar¬dım eder.

Beslenme: Ameliyattan sonra hastaya verilecek diyet ile ilgili bilgi verilmelidir. Hasta ve yakınları hastaneye dışarıdan yiyecek getirilmemesi ile ilgili olarak uyarılmalıdır. Hastanın diyetinin diyetisyen ile ayarlanacağı ve bu konunun önemi hastaya anlatılmalı ve gerekli durumlarda hasta ile diyetisyen tanıştırılmalıdır. Olası durumlar için diyabet hemşiresi ile görüştürülür.

Kullanılan İlaçlar: Hastanın daha önce kullandığı ve yeni başlayacağı ilaçlar hakkında bilgi verilmelidir. Standart ilaç kullanma kartları tanıtılır ve kullanımı anlatılır.





HASTANIN AMELİYATTAN ÖNCEKİ GECE HAZIRLIĞI

Ameliyattan önceki gece hastanın cilt hazırlığı, gastrointestinal sistem hazırlığı, anestezi hazırlığı yapılır. Hastanın ge¬ceyi dinlenerek ve yeterince uyuyarak geçirmesi ve sağlanır. Diğer ilgili alanlarla iletişim ve koordinasyon kontrollü olarak sağlanır.

Cilt Hazırlığı: Deri yüzeyindeki mikroorganizmaların sayıları azaltılarak, enfeksiyon gelişmesi önlen¬meye çalışılır. Cilt hazırlığında cildin te¬mizlenme şekline, temizlikte kullanılacak an¬tiseptiğe, kılların alınıp alınmamasına ve kılların alınmasında kullanılacak yönteme, ameliyata göre görüş farklılıkları vardır. Hazırlık cerrahi alana en yakın özel traş odasında ameliyat günü yapılır. Kloreksidin içeren fırça ile hastanın banyosu yaptırılır.

Gastrointestinal Sistem Hazırlığı: Anes¬tezi sırasında kusma olasılığını, torakal ve abdominal insizyonlu ameliyatlarda enfeksiyon olasılığını azaltmak amacıyla yapılır. Bu hazırlık besin ve sıvı alımının kısıtlanmasını, lavman yapılmasını kapsar.

Lavman major kardiyovasküler cerrahisi ame¬liyatlarında rutin bir uygulamadır. Torako abdominal, Aorta femoral ameliyatlarda düşük / yüksek lavman uygulanır.

Anestezi Hazırlığı: Ameliyattan önceki gece anestezist, hastayı ziyaret ederek değerlendirir. Premedikasyonu belirler. Hasta anestezi ve ameliyat konusunda bilgilendirilir ve onam alınır.

İstirahat ve Uykunun Sağlanması: Hasta psikolojik ve fizyolojik olarak iyi hazırlanmışsa, ameliyattan önceki geceyi rahat geçirir. Ameliyattan önceki gece için hastanın durumuna göre sedatif verilebilir.



HASTANIN AMELİYAT GÜNÜ HAZIRLIĞI

Ameliyat günü sabahı hasta, genellikle premedikasyon yapılma saatinden bir saat önce uyandırılır. Hemşire bu arada, hasta için yapılan ameliyat öncesi hazırlığı son kez kontrol eder ve hastanın soruları varsa yanıtlar. Hasta ve ailesi görüştürülür. Hastanın ameliyata alınması ge¬cikirse hasta ve ailesine durum açıklanır.

Hasta ameliyata gitmeden önce “Hastanın ameliyata teslim formu” üzerinden kontrol edilerek hazırlıklar tamamlanır. “Cerrahi Taraf formu” doldurularak ameliyat tarafı işaretlenir ve kontrol edilir.

Hastanın özel eşyaları yakınlarına teslim edilerek, hasta yakınları bekleme salonuna yönlendirilir.

PREMEDlKASYON

Ameliyat öncesinde anksiyeteyi gi¬dermek, sekresyonları ve anestezik ilaçların yan etkilerini azalt¬mak için çeşitli ilaçlar kullanılır. Bu ilaçların belirlen¬mesinde hastanın yaşı, fiziksel ve psi¬kolojik durumu, yapılacak ameliyat ve uy¬gulanacak anestezi dikkate alınır.

Hemşire premedikasyonda kullanılan ilaçların dozlarını, veriliş yollarını, etki sürelerini ve istenmeyen etkilerini bil¬melidir. Premedikasyondan sonra karyolanın kenarlıkları kaldırılmalı, hastaya ilaçların et¬kisiyle baş dönmesi olabileceği İçin yardım istemeden kendi başına yataktan kalk¬maması söylenmelidir.

HASTANIN AMELİYATHANEYE GÖNDERİLMESİ

Hasta ameliyathaneden çağrıldığında ameliyat gömleği giydirilir, sedyeye alınır, üzeri örtülür. Hasta dosyası ile birlikte hemşire tarafından ameliyathanede anestezi teknisyenine ve sirküle hemşireye teslim edilir.

Hasta yakınları bekleme salonuna yönlendirilirken ameliyattan sonra doktorunun bilgi vereceği söylenir. Yoğun bakımın ve ameliyathane hasta/hasta yakını bilgilendirme formu okutulur. Kamera sistemi hakkında bilgilendirilir.

İLKYARDIM EĞİTİMİNİN ÖĞRENCİLER TARAFINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

ÖZET

Amaç: Bu araştırma Ege Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu öğrencilerine verilen ilkyardım eğitimine ilişkin öğrenci hemşirelerin görüşlerini incelemek amacıyla planlandı.

Gereç ve Yöntem:

Çalışmanın Tipi: Tanımlayıcı bir çalışmadır.

Çalışmanın Yeri ve Zamanı: Araştırma 2008-2009 Öğretim Yılı Güz Yarıyılında Ege Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu’nda gerçekleştirildi.

Çalışmanın Evreni: Araştırmanın evrenini  2008-2009 Öğretim Yılı Güz Yarıyılında İlkyardım eğitimini tamamlayan tüm öğrenciler oluşturdu.

Çalışmanın Örneklemi: Araştırmanın örneklemini  araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden, ilkyardım eğitimini tamamlayan birinci ve üçüncü sınıf öğrencileri (n=377) oluşturdu. 

Veri Toplama: Araştırmanın verileri araştırmacılar tarafından ilgili literatüre dayandırılarak geliştirilen soru kağıdı ile toplandı. Öğrencilerin İlkyardım eğitimine ilişkin görüşlerini saptamak amacıyla üçlü Likert tipinde 23 soru hazırlandı. Bu sorular teorik ve uygulamalı eğitim olarak 2 ana başlık altında toplanmıştır.

Verilerin Değerlendirilmesi: Verilerin değerlendirilmesinde SPSS for Windows 11.0 programı kullanılarak sayı ve yüzde dağılımları yapıldı.

Etik İzin: Araştırma kapsamına alınan öğrencilerden sözlü izin alındı.

Bulgular ve Sonuç:

Araştırmanın sonucunda öğrencilerin %76.2’si (n=282) teoriğe ayrılan süreyi “iyi” bulduklarını belirtirken %78.0’i (n=294) ilkyardım uygulamasına ayrılan süreyi “iyi” bulduklarını belirtmişlerdir. Öğrencilerin %62.3’ü (n=235) uygulama gruplarındaki öğrenci sayısını “yeterli” bulduklarını belirtmişlerdir. İlkyardım eğitiminde laboratuar uygulamalarının teorik bilgi ile uyumu incelendiğinde, öğrencilerin %80.9’u (n=305) uyumun “iyi” olduğunu belirtmişlerdir. İlkyardım eğitimindeki iletişim incelendiğinde, öğrencilerin %78.2’si (n=295) öğretim elemanları ile “iyi” iletişim kurduklarını belirtmişlerdir. Çalışmamıza göre öğrencilerin %83.6’sı (n=315) uygulama sırasında kendilerine verilen fırsatın “yeterli” olduğunu belirtmişleridir. Bunun yanında ilkyardım eğitiminin sonunda öğrencilerin %80.6’sı (n=304) “yeterli” beceri kazandıklarını belirttiler.



GİRİŞ

İlkyardım başta sağlık çalışanları olmak üzere tüm toplum bireylerinin kazanması gereken bir bilgi ve beceri eğitimidir. Bir kaza durumunda insan yaşamının sürmesi ilkyardımın doğru ve yeterli yapılmasına bağlıdır.

Hemşirelik eğitiminde önemli bir yere sahip olan ilkyardım eğitimi öğrencilere, hemşireliğin temel prensiplerini de göz önünde bulundurarak ilkyardım bilgilerini acil durumlarda uygulayabilme becerisini kazandırmayı sağlar. Öğrencilerden alınacak geribildirimler, öğretim etkinliklerinin öğrenci gereksinimlerini ne ölçüde karşıladıklarını ortaya koyabilir ve aynı zamanda eğitimcinin kendisini değerlendirmesine de yardımcı olabilir.

Amaç: Bu araştırmada Ege Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu öğrencilerine verilen ilkyardım eğitimine ilişkin öğrenci hemşirelerin görüşlerini incelemek amaçlandı.

Materyal Metot

Tanımlayıcı tipteki bu araştırma 2008-2009 Öğretim Yılı Güz Yarıyılında Ege Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu’nda gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini  2008-2009 Öğretim Yılı Güz Yarıyılında İlkyardım eğitimini tamamlayan 254 birinci ve  156 üçüncü sınıf öğrencileri oluşturdu. Araştırmanın örneklemini  araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden birinci sınıflardan 239 ve üçüncü sınıflardan 138 öğrenci oluşturdu. 2007-2008 Öğretim yılında alınan karar ile entegre eğitim sisteminin üçüncü sınıfında yer alan İlkyardım eğitimi birinci sınıfa alınmıştır. Bu nedenle 2008-2009 öğretim yılı içinde Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı öğretim üyeleri ilkyardım dersini hem birinci hem de üçüncü sınıflara vermişlerdir. İlkyardım eğitiminin teorik bölümü üç öğretim üyesi; uygulama bölümü ise üç öğretim üyesi ile birlikte dört öğretim elemanı tarafından verilmiştir. İlkyardım uygulamasına teorik bölüm tamamlandıktan sonra başlandı. İlkyardım eğitiminin uygulama grupları temel yaşam desteği çocuk ve yetişkin grubu, kırık çıkık ve burkulmalar grubu, hasta taşıma triyaj grubu olmak üzere dört gruba ayrılarak uygulandı. Uygulamalar ortalama 25 kişilik gruplar halinde, öğrencilerin ders gördüğü amfi ve sınıflarda yapıldı. Uygulamalarda dört yetişkin, bir çocuk, bir bebek CPR maketi ve tüm öğrencilere yetecek kadar üçgen sargı, silindir sargı, gazlı bez, atel kullanıldı. Öğrencilere tüm uygulamaları doğru yapıncaya kadar yeterli fırsat verildi. Araştırma kapsamına alınan öğrencilerden sözlü izin alındı.

Araştırmanın verileri araştırmacılar tarafından ilgili literatüre dayandırılarak geliştirilen soru kağıdı ile toplandı. Öğrencilerin İlkyardım eğitimine ilişkin görüşlerini saptamak amacıyla üçlü Likert (1= yetersiz 2= kararsızım 3= yeterli ya da 1= kötü 2= orta 3= iyi) tipinde 23 soru hazırlandı.

Verilerin değerlendirilmesinde SPSS for Windows 13.0 programı kullanılarak sayı ve yüzde dağılımları yapıldı.

Bulgular ve Tartışma

Öğrencilerin ilkyardım dersinden aldıkları başarı notunun ortalaması 85.87±8.17’dir.

Araştırmaya katılan öğrencilerin %76.2’si (n=282) teoriğe ayrılan süreyi, %78.0’i (n=294) de ilkyardım uygulamasına ayrılan süreyi “yeterli” bulduklarını belirtmişlerdir. Aslan ve arkadaşları tarafından yapılan bir araştırmada tıp fakültesi öğrencilerine verilen 20 saatlik ilkyardım eğitiminden öğrencilerin %59.2’si eğitim süresini yetersiz bulduklarını saptamıştır. Sağlık Bakanlığı sağlık personelinin toplam 40 saatlik bir ilkyardım eğitimine katılmasını önermektedir. Okulumuzda ise 28 saat teorik ve 16 saat laboratuar uygulaması olmak üzere ilkyardım eğitimi toplam 44 saatte verilmektedir.

Öğrencilere laboratuar fizik ortamının uygulama için uygun olup olmadığı sorulduğunda %62.9’u (n=237) uygun bulduklarını belirtirken, %31.0’i (n=117) laboratuar fizik ortamını uygulama için orta derecede yeterli bulduklarını belirtmişleridir. Öğrencilerin %62.3’ü (n=235) uygulama gruplarındaki öğrenci sayısını “yeterli” bulduklarını belirtmişlerdir. İlkyardım eğitiminde laboratuar uygulamalarının teorik bilgi ile uyumu incelendiğinde ise, öğrencilerin %80.9’u (n=305) uyumun “iyi” olduğunu belirtmişlerdir.

İlkyardım uygulamasındaki iletişim incelendiğinde, öğrencilerin %78.2’si (n=295) öğretim elemanları ile iyi iletişim kurduklarını belirtmişleridir. Literatürde de öğrenci hemşirelerin öğretim elemanları ile iyi iletişim kurdukları belirtilmektedir. Bulgularımız literatüre uyum göstermektedir.

Çalışmamıza göre öğrencilerin  %83.6’sı (n=315) uygulama süresince kendilerine tanınan uygulama fırsatını “yeterli” olarak değerlendirirken, eğitim sonucunda öğrencilerin %80.6’sı (n= 304) “yeterli” düzeyde beceri kazandıklarını belirtmişleridir. Nestoridou ve arkadaşları tarafından 2003 yılında yapılan bir çalışmada öğrenci hemşirelerin ilkyardıma ilişkin bilgilerinin %93.1 oranında yeterli olduğu belirtilmiştir.Bulgularımız literatüre uyum göstermektedir.

Sonuç

İlkyardım eğitimi alan öğrenci hemşirelerin %80.6’sının (n= 304) “yeterli” derecede beceri kazandıklarını belirtmiş olmaları verilen eğitimin hedeflerine ulaştığını göstermektedir. Bunun yanında öğrenci hemşirelerden alınan olumlu geribildirimler, teorik değerlendirme ve pratik uygulama ışığında uygulanan ilkyardım eğitiminin öğrenci motivasyonuna olumlu katkı sağladığı kanaatine varılmıştır.



Kaynaklar

1. Baysal Z, Cengiz M, Mordeniz C. (2007). Bir tıp fakültesi birinci sınıfında uygulanan temel yaşam desteği eğitiminin değerlendirilmesi.Sürekli Tıp Eğitimi Dergisi; 16(2):17-20.

2. Aslan D, Çuhadaroğlu F, Elçin M, Kandemir N, Karaduman A, Önderoğlu S, Özvarış ŞB, Şekerel B. Hacettepe üniversitesi tıp fakültesi dönem I öğrencilerinin probleme dayalı öğrenim oturumlarına yönelik memnuniyetlerinin değerlendirilmesi.  http://www.tipegitimi.hacettepe.edu.tr/tebad/docs/dnm1son.pdf  Erişim tarihi:06.04.09

3. Nestoridou A, Dafogianni C, Kotrotsiou E, Gkeliou E, Kafourou A. (2003). First aid education of nursing school students at higher technological educational institutions. Icus Nurs Web J; 14: 1-8.

4. Yavuz M, Kaymakçı Ş, Demir F, Candan Y, Özşaker E, Dramalı A. (2002). Cerrahi hastalıkları hemşireliği uygulama kliniklerinin öğrenciler tarafından değerlendirilmesi. Ulusal Cerrahi Kongresi Cerrahi Hemşireliği Seksiyonu Panel ve Bildirileri: 147-152.

5. İlkyardım Yönetmeliği. http://www.saglik.gov.tr/TR. erişim tarihi:09.04.09


ACİL SERVİSLERDE ÇALIŞAN SAĞLIK BAKIM PERSONELİNİN ADLİ VAKALARDA DELİLLERİN KORUNMASINA YÖNELİK BİLGİ VE UYGULAMALARININ İNCELENMESİ

ACİL SERVİSLERDE ÇALIŞAN SAĞLIK BAKIM PERSONELİNİN ADLİ VAKALARDA DELİLLERİN KORUNMASINA YÖNELİK BİLGİ VE UYGULAMALARININ İNCELENMESİ



İlçe A., Yıldız D., Baysal G., Özdoğan F., Taş F.

Abant İzzet Baysal Üniversitesi, Bolu Sağlık Yüksekokulu

GİRİŞ      

Adli hemşirelik adli bilimler dalında temel bilgi ve uygulamalı eğitim almış hemşirelerin görev yapabilecekleri; bilgi ve deneyimlerini yargının hizmetine sunabilecekleri özel bir daldır.



Adli hemşireliğin sorumluluğu travmanın başladığı andan davaya kadar ve hatta dava sırasında da devam etmektedir. Olayın detayları ile ilgili bilgileri edinmesi, adli raporun nasıl hazırlanması gerektiğinin hukuki boyutu hakkında bilgi sahibi olması ve hangi olguda neye dikkat etmesi gerektiğini hangi delilleri nasıl toplaması ve laboratuara ulaştırması gerektiğini, mağdur ve suçluyu bu aşamadan sonra nereye yönlendirmesi gerektiğini iyi bilmesi gerekir.



Ülkemizde adli hemşirelik görevi henüz bulunmaması nedeniyle bu görev travmalı hasta ile ilk karşılaşan Acil Servis hemşirelerine düşmektedir. Adli hemşire tarafından yapılması gereken kayıtların tutulması, hastanın üzerinden çıkanların korunması ve özel koşullarda saklanması gibi görevler acil servis hemşireleri tarafından yapılmaktadır. Özellikle evrensel bir sağlık problemi olarak tanımlanan suç ve şiddet olaylarının engellenmesi ve mağdurlarına hizmet verilmesi için çalışan hemşireler, kurbanlar ve failler ile hastanelerde, acil servislerde karşılaşabilmektedirler. Acil servislerde çalışan hemşirelerin bu konuda rol ve sorumluluklarını bilmesi adli olayın açıklığa kavuşturulmasından, yasal olarak kendini korumaya kadar değişebilir.



Bu nedenle araştırma Bolu İl Merkezindeki acil servislerde çalışan sağlık bakım personelinin adli vakalarda delillerin korunmasında bilgi ve uygulamalarını incelemek amacı planlanmıştır. Araştırma sonuçlarına uygun olarak konu hakkında bir panel düzenlenmesi de düşünülmüştür.



GEREÇ VE YÖNTEM

Tanımlayıcı tipte planlanan bu araştırma Aralık 2008- Ocak 2009 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini Bolu İl Merkezinde Acil Servisi bulunan, araştırmanın yapılması için izin veren hastaneler ve bu hastanelerin acil servislerinde çalışan, araştırmaya katılmaya istekli hasta bakımı veren hemşireler, sağlık memurları ve acil tıp teknikerleri oluşturmuştur. Fizik Tedavi Hastanesine acil ve adli vaka gelmediği düşünülerek, bu hastane evren dışı bırakılmıştır. Araştırma evreni kapsamında İzzet Baysal Bolu Devlet Hastanesi 9, İzzet Baysal Bolu Devlet Hastanesi Köroğlu Ünitesinde 21, İzzet Baysal Tıp Fakültesi Hastanesinde 14, İzzet Baysal Kadın Ve Çocuk Sağlığı Devlet Hastanesinde 10 sağlık bakım personeli olmak üzere 54 sağlık bakım personelinden 44’üne ulaşılmıştır. İki kişi araştırmaya katılmayı kabul etmemiş 8 kişi ise raporlu, izin ve ücretsiz izinde olanlar oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak araştırmacılar tarafından konu ile ilgili literatür doğrultusunda hazırlanan veri toplama formu kullanılmıştır. Araştırma verileri araştırmacılar tarafından yüz yüze görüşme tekniği ile toplanmıştır. Araştırma verileri SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) istatistik programında kodlanarak sayı, yüzde ve ki-kare istatistik analizleri yapılmıştır.



BULGULAR VE TARTIŞMA

Araştırma kapsamındaki sağlık bakım personelinin yaş ortalaması 33,20±5,4 (en az: 24, en çok: 47)’tür. Sağlık bakım personelinin % 20,5 (n: 9)’i erkek, %79,5 (n: 35)’i kadın, %84,1 (n:37)’i evli, %13,6 (n:6)’sı bekâr, %2,3 (n:1)’ ü duldur. Sağlık bakım personelleri en uzun yaşadığı yeri %79,5 (n: 35)’i şehir, %11,4 (n:5)’ü köy ve %9,1 (n: 4)’i kasaba olarak belirtmiştir. En son mezun oldukları okullar ise % 31,8 (n:14)’i sağlık meslek lisesi, %45,5 (n:20)’i ön lisans, %18,2 (n:8)’i lisans, %4,5 (n:2)’i lisans üstüdür. Çalışma süresi (ay) ortalama 142,20 (11,8 yıl) ±70,1 (en az: 5, en çok: 276), acil servisde çalışma süresi ise(gün) ortalama 888,10 (29,6 ay) ±1038,8 ( en az: 1, en çok: 5475)’dir.



Sağlık bakım personelinin adli vakalarla ilgili herhangi bir kitap, dergi, makale okuma durumu incelendiğinde, %52,3(n:23) oranında okunmadığı, %45,5(n:20) oranında okunduğu belirtmiş, %2,3(n:1) oranında bu soruya cevap verilmemiştir. Adli vakalarla ilgili herhangi bir kongre, sempozyum ya da seminer/hizmet içi eğitime katılıp katılmadığı sorulduğunda %65,9(n:29)’u katılmadığını; %31,8(n:14)’i katıldığını belirtmiş, %2,3(n:1)’ü bu soruya cevaplamamıştır.











Tablo 1: Ateşli Silah Yaralanmasındaki Bazı Uygulamalar



Evet

Sayı         % Hayır

Sayı         % Toplam

Sayı        %

Elbiseleri dikkatle çıkartır ve saklarım 34       77,3 10       22,7 44      100

Hastane polisine haber veririm 36       81,8 8         18,2 44      100

Hastanın ellerini ılık suyla silerim 5         11,4 39       88,6 44      100

Hastanın ellerini plastik torbalarla örterim 9         20,5 35       79,5 44      100

Elbise yırtılması gerekiyorsa kıyafet üzerindeki deliklerden tutup yırtarım 8         18,2 36       81,8 44      100

Hastanın vücudunu ılık suyla silerim 3           6,8 41       93,2 44      100

Hastanın yarası üzerine bastırılan tamponları saklarım 19       43,2 25       56,8 44      100



Adli vak’a kapsamında yer alan ateşli silah yaralanması ile gelen vakalara yapılan/ yapılacak girişimler incelendiğinde, %22,7(n:10)’si hastanın elbiselerini dikkatlice çıkartıp saklamayacağını hatta %18,2(n:8)’si elbise çıkartılması gereken bir durumda kıyafet üzerindeki deliklerden tutup yırtacağını belirtmiştir (tablo 4). Oysa kıyafet üzerindeki deliklerden tutup kıyafeti yırtmak doğru değildir. Çünkü kıyafet üzerindeki delikler, merminin girdiği ve çıktığı yerin ve hangi açıdan ateş edildiğinin tespiti için önemlidir.



Delillerin saklanması ile ilgili olarak %56,8(n:25)’i hastanın yarası üzerine bastırılan tamponları saklanacağını bilmediği görülmüştür (tablo 4). Hastanın yarası üzerine bastırılan tampon/spanç yara bölgesindeki barut artığı ile temas edeceğinden, delil olarak kullanılabilecek bir materyaldir.



Ateşli silah yaralanmasındaki rutinlerde sağlık bakım personelinin %20,5(n:9)’i hastanın ellerini plastik torbalarla örterek koruyacağını belirtmiştir (tablo 4).  Ancak ellerin plastik torbalarla örtülmesi ellerin terlemesine ve delillerin bozulmasına neden olmaktadır. Bu nedenle eller plastik torba yerine kağıt torbalarla/ kağıtla örtülmelidir.



Ateşli silah yaralanmasındaki rutinlerde sağlık bakım personelinin %11,4(n:5)’ü hastanın ellerini ılık suyla sileceğini ve %6,8(n:3)’i hastanın vücudunu ılık suyla sileceğini belirtmiştir (tablo 4).  Ancak hastanın elleri ve vücudu, ilgili uzman kişi gelene kadar silinmemelidir. Çünkü ellerin ve vücudun silinmesi delillerin kaybolmasına neden olacaktır.



Ateşli silah yaralanması ya da öldürmelerinde kaç saat sonra şüphelinin elinde barut izine rastlanıp rastlanmayacağı incelendiğinde, %63,6(n:28) oranında bu soru cevapsız bırakılırken sadece %4,5(n:2) 6 saat, %11,4(n:5) 24 saat olarak belirtmiştir. Ateşli silah yaralanması ya da öldürmelerinde olayın üstünden 6 saat geçtiyse şüphelinin elinde barut izine rastlanmamaktadır.



Tablo 2: Hastanın Kıyafetlerinin Saklanması Ve Ulaştırılma Durumu

Sayı            %

Koruyarak saklama, bildirim 30            68,2

Haber/bildirim (polis, savcılık, güvenlik görevlisi) 2               4,5

Koruma (poşete koyma, hasta bilgilerini yazma, tutanak tutma) 2               4,5

Cevapsızlar 10           22,7

Toplam 44            100



Adli vakalarda hastanın kıyafetlerinin saklanması ve ulaştırılması konusu incelendiğinde; araştırmaya katılanların %68,2 (n:30)’si hastaya ait kıyafetleri temiz bir poşetin içerisine koyarak saklayacağını ve hastane içerisinde bulunan polis, güvenlik görevlisi gibi emniyet görevlilerine bildireceğini; % 4,5(n:2)’i sadece adli vaka olduğunu polise bildireceğini hastanın kıyafetleri ile ilgili herhangi bir işlem yapmayacağını bildirmiştir, %4,5(n:2)’ i ise hastanın kıyafetlerini çıkartıp poşete koyacağını, poşet üzerine hasta bilgilerini yazacağını, tutanak tutacağını bildirmiş ancak emniyet görevlilerine herhangi bir bildirimden söz etmemiştir. Araştırmaya katılanların yaklaşık dörtte biri (%22,7(n:10)) ise bu soruyu cevapsız bırakmıştır (tablo5).



Bu bağlamda araştırma kapsamındaki sağlık bakım personelinin yarıdan fazlası (%68.2) adli vakalarda hastanın kıyafetlerini poşet içerisine koyarak bildirim yapacağını ifade etmiş ancak bu gruptan da sadece bir kişi olması gereken delil toplama prosedüründen söz etmiştir. Adli vakalarda delil toplama ile ilgili olması gereken; kıyafetlerin nazik bir şekilde çıkartılması, yaralanma bölgelerine zarar verilmemesi yırtılmaması, temiz bir kağıt ya da gazete üzerine konulup sarıldıktan sonra yine temiz bir poşete konulmasıdır. Poşete konulduktan sonra hasta bilgilerinin yazılı olduğu etiketleme yapılması ve bir tutanakla beraber emniyet görevlisine ulaştırılmasıdır.



Sağlık bakım personeline adli bir vaka ile karşılaştığında üzerine düşen görev ve sorumlulukları tam olarak yerine getirip getirmedikleri sorulduğunda; %90,9 (n:40)’u evet;  %6,8(n:3)’i hayır olarak belirtmiştir. Araştırma kapsamındaki sağlık bakım personelinin hastanın kıyafetlerinin saklanması ve ulaştırılma durumu tablo 2’de incelendiğinde,%18,2(n:8)’ si kıyafetleri sadece koruma, görevlilere haber verme ve koruyarak teslim etme işlemlerini yapmaktadır. Araştırmaya katılanların %18,2(n:8)’ si ise koruma ve koruyarak teslim etme işlemlerini yapıp, görevlilere haber vermemektedir. Bu soruyu %22,7(n:10)’ si ise cevapsız bırakmıştır. Gökdoğan ve Erkol (2005)’un yapmış olduğu çalışmada, hemşirelerin adli vakalarda rol ve sorumluluklarını yerine getirme durumu incelendiğinde %83,8’ inin yerine getiremediği bildirilmiştir. Bizim çalışmamızda rol ve sorumlulukları yerine getirildiği belirtildiği halde uygulamaların yetersiz olduğu görülmüştür.



Adli vakalarla ilgili kitap okuyanlar ile hastanın kıyafetlerinin saklanması ve ulaştırılma durumu incelendiğinde, kitap okuyanların delillerin saklanmasında daha başarılı olduğu görülmüştür (X2: 31,042    sd: 6    p<0.05**).



Adli vakalarla ilgili hizmet içi eğitim alanlar ile hastanın kıyafetlerinin saklanması ve ulaştırılma durumu incelendiğinde, eğitim alanların delillerin saklanmasında daha başarılı olduğu görülmüştür (X2: 24,233    sd: 6    p<0.05**).



Travma, ateşli silahla yaralanma ve saldırıya uğrayan/uğradığı düşünülen hastalar adli/ acil hekimi görüp hastayı değerlendirene kadar deliller korunmalı ve uygun şekilde muhafaza edilmeli ve görevlilere uygun şekilde teslim edilmeli ve/veya saklanmalıdır.



SONUÇ VE ÖNERİLER

Araştırma sonucunda hemşirelerin adli vakalara yönelik üzerine düşen görevleri yerine getirdiklerini düşünmelerine rağmen, büyük çoğunluğunun delillerin saklanması ve korunması konusunda yeteri kadar bilgiye sahip olmadığı görülmüştür. Bu yüzden sağlık bakım personelleri Adli bir olaya yaklaşmadan önce yaralıların isimlerini kayıt tutmalı ve adli olayla ilgili laboratuar işlemlerini uygun bir biçimde yerine getirmeli, çıkış işlemlerini düzenlemeli hakkında bilgi edinmeli ve polis gözetiminde kurbanlarını veya şüphelileri bilmelidir.



Hizmet içi eğitimlerde bu konuya ağırlık verilmelidir. Hastanelerin ilgili bölümlerinde bu konu ile ilgili kitap, dergi ve makaleler bulundurulmalıdır. Hemşirelik lisans ve lisansüstü eğitimlerde adli vakalara yönelik konular eğitim programlarında yer almalıdır.





KAYNAKLAR

1. Sunmaz D, Başbakkal Z, Bolışık B. Adli Hemşirenin Çalışma Alanları The Working Fields Of Forensic Nurses. Adli Bilimler Dergisi / Turkish Journal of Forensic Sciences, 2008:7(3),42-47.

2. Gökdoğan M.R., Altunçul H. Adli Hemşirelik Kapsam ve Görevi, Hemşirelik Forumu 2002:5(5).

3. Özdikmen T., Acil Vakalarda Adli Boyut, Güncel Yayıncılık, 2008.

4. Olshaker J, Jackson M.C.,  Smock  W.S.,  Forensic Emergency Medicine, Lippincott Williams & Wilkins, 2001.

5. Kathleen Sekula L. The Advance Practice Forensic Nurse in the Emergency Department

Top Emerg Med, 2005: 27(1), 5-14.

6. Sunmaz D., Başbakkal Z., Bolışık B., Adli Hemşirenin Calışma Alanları, Adli Bilimler Dergisi, 2008:7(3), 42-47.

7. Yelken, N., Tunali, G., Gultekin, G.,Adli Hemsireligin Turkiye'deki Durumu, Sted 2004: 13(5), 171.


CERRAHİ YOĞUN BAKIMDA ÇALIŞAN HEMŞİRELERİN BİREYSEL PERFORMANS STANDARTLARININ BELİRLENMESİ: ÖZ ETKİLİLİK-YETERLİLİK DÜZEYİ

Özet:

Bu çalışmanın amacı, yoğun bakımda çalışan hemşirelerin bireysel performans standartlarından öz etkililik yeterlilik düzeyinin belirlenmesidir. 

Materyal ve Yöntem:

Araştırmada tanıtıcı bilgilerin yer aldığı anket formu ve Öz Etkililik Yeterlilik Ölçeği kullanılarak 2 Ocak- 29 Şubat 2008 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırma bir Üniversite Hastanesinin Anesteziyoloji ve Reanimasyon, Genel Cerrahi Yoğun Bakım, Göğüs Kalp Damar Cerrahisi Yoğun Bakım Kliniklerinde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini ulaşılabilen 33 hemşire oluşturmuştur. Ege Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu Etik Komitesi’nden etik izin alınmıştır. Veriler ManWitney U, Kruskal-Valis ve Korelasyon analizi ile değerlendirilmiştir.

Bulgular:

Araştırma katılan hemşirelerin yaş ortalaması 27’dir. Hemşirelerin %42.4’ünün bu meslekte çalışma süresi ve %63.6’sının şu an bulunduğu klinikte çalışma süresi 0-3 yıl arasındadır.

Hemşirelerin öz etkililik yeterlilik toplam puanının 58.87±7.19 olarak orta düzeyde olduğu saptanmıştır. Öz etkililik yeterlilik ölçeği alt gruplarından; davranışa başlama, sürdürme ve engellerle mücadele etme düşük puan aralığında iken, davranışı tamamlama yüksek puan aralığındadır. 

            Hemşirelerin bazı değişkelerine göre öz etkililik-yeterlilik toplam puan ve alt grup puanları incelendiğinde; çalıştıkları kliniklere ve şu an bulunduğu klikteki çalışma süresine göre anlamlı farkın olmadığı buna karşın, hemşire olarak çalışma süresinde davranışı sürdürme alt grubunda 4-6 yıl çalışanların anlamlı olarak daha yüksek puan aldığı saptanmıştır.

Sonuç olarak hemşirelerin öz etkililik-yeterlilik toplam puanının orta düzeyde olduğu ve bu meslekte çalışma süresi arttıkça performans standartlarından davranışı sürdürmenin de attığı görülmüştür. Özellikle göreve yeni başlayan hemşirelere bireysel performans standartlarını güçlendirici eğitimlerin verilmesi ve klinik desteğin sağlanmasını önermekteyiz. 

Anahtar Kelimeler: Öz etkililik-yeterlilik, performans, hemşire



Giriş

              Öz etkililik-yeterlilik kavramı ilk kez Albert Bandura tarafından 1977 yılında, “Bilişsel Davranış Değişimi” kapsamında ileri sürülmüştür. Güçlü bir bireysel yeterlilik duygusunun daha sağlıklı olma, daha yüksek başarı ve daha yeterli sosyal bütünleşme ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Öz etkililik yeterlilik kavramı iş başarısı, emosyonel bozukluklar, mental ve fiziksel sağlık, kariyer seçimi ve sosyopolitik değişim gibi pek çok farklı alanda kullanılabilmektedir (2,4,6). Birey bir sonuca ulaşabileceğine inanıyorsa, daha etkin davranır ve yaşamının gidişini kendisi belirler. Bu “yapabilirim” inancı, bireyin içinde bulunduğu koşulları kontrol altına alma duygusunu yansıtır. Öz etkililik yeterlilik, bireyin nasıl hissedeceği, düşüneceği ve davranacağını belirleyen önemli bir özelliğidir. Düşük öz etkililik yeterlilik duygusu depresyon, anksiyete ve çaresizlik ile birliktedir. Ayrıca böyle bireyler düşük öz güvene sahiptirler ve bireysel başarıları ve gelişimleri hakkında kötümser düşünceler beslerler. Güçlü bir bitirme hissi ise, işlemleri kavramayı kolaylaştırır ve bireysel performansı artırır. Öz etkililik yeterlilik düzeyi, harekete geçmek için güdüleri engelleyebilir ya da artırabilir. Öz etkililik yeterliliği yüksek olan bireyler daha karmaşık ve riskli görevleri seçebilirler, hedefleri yüksektir ve bu hedeflere ulaşmak için azimle çalışırlar. Eylemler önce düşünce planında şekillenir ve insanlar öz etkililik yeterlilik düzeylerine göre iyimser ya da kötümser senaryolar kurarlar. Eyleme başlanıldığında, öz etkililik yeterlilik algısı yüksek olanlar daha çok çaba harcarlar ve bunu öz etkililik yeterlilik algısı düşük olanlardan daha fazla sürdürürler. Bir engelleme ile karşılaşıldığında ise, öz etkililik yeterlilik algısı yüksek olan bireyler kendilerini çabucak toparlayıp hedeflerine ulaşmak için mücadeleyi sürdürürler (1,3,7).

          Performans ve bakım standartları birbirinden ayrılmaz kavramlardır ve çağdaş yoğun bakım hemşiresinin vizyonunu tanımlamaktadır. Bu standartlar, yoğun bakım hemşiresinin rollerini ve bunları etkileyen etkenleri de açıklamaktadır. Yoğun bakım hemşiresinin görev ve yetkileri, hemşirenin sorumluluk alma ve yeterlilik duygusu gibi özellikleri ile tanımlanmaktadır. Yoğun bakım hemşirelerinin performans standartlarına ulaşması, bakımın kalitesinin artması açısından önemlidir. Etkili uygulamalar yapabilmek için yoğun bakım hemşireleri, profesyonel performans standartlarını bireysel olarak geliştirmek açısından sorumluluk almalıdır. Sorumluluk almanın ilk koşulu bilgi, beceri ve yetkiyi kullanabilmektir. Hemşirelik kuramcılarından Orem’in hemşirelik anlayışı da bireyin kendi potansiyel gücünü kullanmasına yardım etmeyi içermektedir. Bu bağlamda, yoğun bakımda çalışan hemşirelerin öz etkililik yeterlilik düzeylerinin belirlenmesi ve bu becerilerini geliştirecek yönde hizmet içi eğitim programları gibi etkinliklerin planlanması önem taşımaktadır (4,9,10). 

          Bu çalışmanın amacı, yoğun bakımda çalışan hemşirelerin bireysel performans standartlarından öz etkililik yeterlilik düzeyinin belirlenmesidir. 

  

  Yöntem:

Araştırmada hemşirelerin tanıtıcı bilgilerin yer aldığı anket formu, Öz Etkililik Yeterlilik Ölçeği (ÖEYÖ) kullanılmıştır. Sherer ve arkadaşları tarafından geliştirilen ölçeğin Türkçe formunun güvenilirlik ve geçerliliği Gözüm ve Aksayan tarafından yapılmış, Cronbach alfa katsayısı 0.81, test-tekrar test güvenilirliği 0.92 olarak bulunmuştur. Ölçek herhangi bir alana özgü olmayan, bir anlamda, genel öz etkililik-yeterlilik algısını ölçmektedir. Yirmi üç maddeden oluşan 5’li Likert tipi ölçekten en az 23, en fazla 115 puan alınabilmektedir. ÖEYÖ’nin alt grupları, madde sayısı ve puan aralığı Tablo 1’de gösterilmiştir. Alınan toplam puanın yüksek olması, genel öz etkililik-yeterlilik algısının yüksek olduğunu göstermektedir (7).

Tablo 1: ÖEYÖ’nin alt grupları, madde sayısı ve puan aralığı

Alt gruplar Madde sayısı Puan aralığı Düşük Orta Yüksek

Davranışa başlama (DB) 8 8-40 8-18 19-29 30-40

Davranışı sürdürme (DS) 7 7-35 7-16 16.5-25.5 26-35

Davranışı tamamlama (DT) 5 5-25 5-11 12-18 19-25

Engellerle mücadele (EM) 3 3-15 3-7 7.5-11.5 12-15

Toplam (ÖEY) 23 23-115 23-53 54-84 85-115



            Çalışma 2 Ocak-29 Şubat 2008 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırma Ege Bölgesinde yer alan bir Üniversite Hastanesinin Anesteziyoloji ve Reanimasyon AB, Genel Cerrahi Yoğun Bakım Ünitesi (YBÜ), Göğüs Kalp Damar Cerrahisi Yoğun Bakım Ünitesi’nde (YBÜ) yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini Anesteziyoloji ve Reanimasyon AB, Genel Cerrahi YBÜ, Göğüs Kalp Damar Cerrahisi YBÜ’sinde çalışan ulaşılabilen tüm hemşireler oluşturmaktadır.

Araştırmadan elde edilen veriler bilgisayarda SPSS for window’s 13.0 programında değerlendirilmiştir.



Bulgular ve Tartışma:

Araştırma katılan hemşirelerin yaş ortalaması 27’dir. Araştırmaya katılan hemşirelerin %36.4’nü Genel Cerrahi YBÜ’inde, % 30.3’ü Anestezi YBÜ’sinde, % 33.3’ü Kalp Damar Cerrahisi YBÜ’inde çalıştığı ve %81.8’sinin lisans mezunu olduğu belirlenmiştir. Örneklemdeki hemşirelerin, %51.5’i bekar, %66.7’si çocuk sahibi değil, % 69.7’sinin gelir gideri birbirine eşittir. Hemşire olarak çalışma süresi 0-3 yıl olanlar % 42.4, şu anki klinikte çalışma süresi 0-3 yıl olanlar %63.6’dır (Tablo 2).

Cerrahi Yoğun Bakım Ünitelerinde çalışan hemşirelerin sosyodemografik profillerinden, yetişkin (üretken) dönemde oldukları ve mesleki gelişimleri için gereken çabayı gösterebilecek nitelikte bir grup olduğu görülmektedir.































Tablo 2: Hemşirelerin Tanıtıcı Özellikleri

Değişken n %

Çalışılan Yoğun Bakım Ünitesi (YBÜ)

       Genel Cerrahi YBÜ

       Anestezi YBÜ

       Kalp Damar Cerrahisi YBÜ

12

10

11

36.4

30.3

33.3

Öğrenim Durumu

      Sağlık Meslek Lisesi

      Önlisans

      Lisans

      Yüksek lisans

2

1

27

3

6.1

3.0

81.8

9.1

Medeni Durum

      Bekar

      Evli

17

16

51.5

48.5

Çocuk Sahibi Olma Durumu

      Olan

      Olmayan

11

22

33.3

66.7

Gelir-Gider Durumu

     Gelir giderden az olanlar

     Gelir gidere eşit olanlar

     Gelir giderden fazla olanlar

9

23

1

27.3

69.7

3.0

Hemşire Olarak Çalışma Süresi

     0-3 yıl

     4-6 yıl

     7-9 yıl

     10 yıl ve üzeri

14

8

8

3

42.4

24.2

24.2

9.1

Şu anki Klinikte Çalışma Süresi

     0-3 yıl

     4-6 yıl

     7-9 yıl

     10 yıl ve üzeri

21

5

5

2

63.6

15.2

15.2

6.1

Toplam 33 100.0



Hemşirelerin öz etkililik yeterlilik toplam puanının 58.87±7.19 olarak orta düzeyde olduğu saptanmıştır. Öz etkililik yeterlilik ölçeği alt gruplarından; davranışa başlama 15.00±3.65, davranışı sürdürme 14.00±3.80, davranışı tamamlama 20.21±2.94, engellerle mücadele 9.66±2.97’tır (Tablo 3). Davranışa başlama, sürdürme ve engellerle mücadele etme düşük puan aralığında iken, davranışı tamamlama yüksek puan aralığındadır. 



Tablo 3: Hemşirelerin ÖEYÖ puan ortalamaları

Ölçek ve Alt Grupları n:33

                _

 X          Sd

Davranışa Başlama 15.00     3.65

Davranışı Sürdürme 14.00     3.80

Davranışı Tamamlama 20.21     2.94

Engellerle Mücadele 9.66      2.97

Toplam Puan 58.87     7.19



Bu değerler incelendiğinde; hemşirelerin davranışı başlama, sürdürme ve engellerle mücadele etmede güçlük yaşadıkları ancak buna karşın davranışı tamamladıkları görülmektedir. Oysa sağlık hizmetinin önemli bir uygulayıcısı olan hemşireler, bireylerin sağlıkla ilgili davranış değişikliklerini başarılı bir şekilde başlatmaları ve sürdürebilmeleri için en iyi stratejileri ve son gelişmeleri her zaman yakından takip etmek zorundadırlar (5). Bunu sağlayabilmek için; hemşireler önce öğrendikleri bilgi ve becerileri kendi bireysel yaşamlarında kullanabilmeli ve istendik davranışlar geliştirebilmelidir. Yiğitbaş (2003) ve Aksayan (1998) davranışların başlatılması ve sürdürülmesinde öz-etkililik algısının önemli bir belirleyici olduğunu belirtmiştir.

Hemşirelerin bazı değişkelerine göre öz etkililik-yeterlilik toplam puan ve alt grup puanları incelendiğinde; çalıştıkları kliniklere ve şu an bulunduğu klikteki çalışma süresine göre anlamlı farkın olmadığı buna karşın, hemşire olarak çalışma süresinde davranışı sürdürme alt grubunda 4-6 yıl çalışanların anlamlı olarak daha yüksek puan aldığı saptanmıştır. Hemşirelerin çalıştığı klinikten memnuniyet düzeyi 0-5 skala ile değerlendirildiğinde ortalama memnuniyet puanının 3.27 olduğu belirlenmiştir. Hemşirelerin yaş ve memnuniyet ortalaması ile ÖEYÖ puanı arasında anlamlı bir ilişkinin olmadığı saptanmıştır.



Hemşirelerin deneyim yılı ile birlikte davranışı sürmenin arttığı görülmüştür. Benner’in “acemilikten uzmanlığa teorisine” göre hemşire acemilik, ilerleme, yeterli olma, beceriklilikten sonra uzmanlığa ulaşmaktadır. Beceriklilik 3-5 yıl sonra kazanılmaktadır. Becerikli hemşire mevcut görünen durumdan daha fazlasını algılar ve öz etkililik yeterlilik düzeyi artar. Keskin (2006), Aksayan (1998) ve Otacıoğlu’nun (2008) öğrencilerle yaptıkları çalışmada öğrencilerin yaşlarının artmasıyla birlikte ÖEY puanının arttığı görülmüştür. Öz etkililik birikimimin en önemli kaynağı olarak da, bireyin istenen/gerekli davranışı göstermedeki önceki başarılı deneyimleri kabul edilmektedir.

Hemşireler değiştirilebilir ve etkilenebilir özelliği olan öz etkililik yeterlilik algısının geliştirilmesi yönünde girişimlerde bulunurken, duruma özel davranış değişimi için bireyin kendi başarısına ilişkin algısını güçlendirmeye çalışmalıdırlar. Bu konuda Çam’ın (2006) yaptığı araştırmaya göre hemşirelerin farkındalığını artırmaya yönelik geliştirilen eğitim programı öncesi ve sonrasındaki, ÖEYÖ puanlarında anlamlı artış olmuştur.

Yoğun bakım hemşirelerinin performans standartlarına ulaşması ve bakım kalitesinin artması için öz etkililik yeterlilik algısını artırıcı eğitimlerin sürekliliği ve uygun ortamın sağlanması önemlidir.



Sonuç:

Sonuç olarak hemşirelerin öz etkililik-yeterlilik alt boyutlarından davranışa başlama, sürdürme, engellerle mücade etme puanlarının düşük olduğu, davranışa başladıklarında o davranışı tamamlama puanının yüksek olduğu ve toplam öz etkililik yeterlilik puanının orta düzeyde olduğu bulunmuştur. Performans standartlarına ulaşılması ve bakım kalitesini arttırmak için hemşirelerin öz güvenini artırıcı, bireysel başarı ve gelişimlerini destekleyici girişimlere gereksinim vardır.



Kaynaklar

1. Andrew S. Self-efficacy as a predictor of academic performance in science. J Adv Nurs 1998;27:596-603.

2. Aksayan S, Gözüm S Olumlu sağlık davranışlarının başlatılması ve sürdürülmesinde öz-etkililik (kendini etkileme) algısının önemi, Cumhuriyet Üniversitesi HYO Dergisi, 1998; 2(1), 35-42

3. Bandura A. Self-efficacy mechanism in human agency. Ame Psychol 1982; 2:122-147.

4. Çam O, Engin E.  Psikiyatri kliniğinde çalışan hemşirelerde farkındalık eğitiminin bireysel performans standartlarına etkisi. Anadolu Psikiyatri Dergisi 2006; 7:82-91

5. Damrosch S (1991) General strategies for motivating people to change their behavior. Nurs Clin North Am, 26(1):833-843.

6. Erel,D. The concept of self efficacy and self –efficacy performance relationship. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, 2000. Cilt 55, Sayı 4, s. 13-35,

7. Gözüm S, Aksayan S. Öz-Etkililik-Yeterlik ölçeğinin Türkçe formunun güvenirlilik ve geçerliliği. Atatürk Üniversitesi HYO Dergisi 1999; 2:21-34.

8. Keskin Ü.G, Orgun F. Öğrencilerin öz etkililik-yeterlilik düzeyleri ile başa çıkma stratejilerinin incelenmesi. Anadolu Psikiyatri Dergisi 2006; 7:92-99

9.  Sherer M, Adams CH. Construct validation of the self-efficacy scale, Psychological Reports, 1983. 53, 899-902     

10. Otacıoğlu S G. Müzik öğretmenliği okul deneyimi  uygulamalarına katılan öğretmen adaylarının öz etkililik-yeterlilik düzeylerinin incelenmesi. C.Ü. Sosyal Bilimler Dergisi Mayıs 2008 cilt : 32 no:1 163-170

11. Yiğitbaş Ç, Yetkin A. Sağlık yüksekokulu öğrencilerinin öz-etkililik-yeterlik düzeyinin değerlendirilmesi. C.Ü. Hemşirelik Yüksek Okulu Dergisi 2003; 7:6-13.










PERİANESTEZİ HEMŞİRELİĞİNİN TARİHSEL GELİŞİMİ VE KANITA DAYALI UYGULAMAYA GEÇİŞ SÜRECİ

PERİANESTEZİ HEMŞİRELİĞİNİN TARİHSEL GELİŞİMİ VE KANITA DAYALI UYGULAMAYA GEÇİŞ SÜRECİ

Dr. Yazile Sayın, C.Ü. Sağlık Bilimleri Fakültesi, Hemşirelik Bölümü, Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği AD, Sivas





ÖZET

Amaç: Kanıta dayalı uygulamanın perianestezi hemşireliğinin profesyonelleşmesine katkısını tartışarak, diğer hemşirelik alanlarına örnek model sunmaktır. Metod: Bu makalede, literatür bilgileri doğrultusunda, perianestezi hemşireliğinin doğuşunda kanıta dayalı uygulamanın rolü incelenmiştir. Bulgular: Amerika’da, ameliyathanede hemşirelerin hizmet vermeye başlaması, 1940’lı yıllarda, bakım gereksiniminin ortaya konulmasıyla mümkün olmuştur. Özelikle 1940’lı yılların sonu, kanıta dayalı uygulamanın farkedildiği ve ameliyathanede hizmet veren hemşirelerin bakım alanlarını keşfettikleri dönem olarak kabul edilmektedir. Daha sonra,1950-60’lı yıllarda, ameliyathanedeki hemşirenin rolü araştırmalarla tartışılmaya ve desteklenmeye başlanmıştır. Tartışmaların 1970’lerde, profesyonel örgütsel yapılanmayı gerçekleştirmesi, “modern bakım anlayışını”  doğurması ve 1980’lerde de “kalite güvenliği” ve “standartlarını” gündeme getirmesiyle ameliyathanede bakım alanları “dört evrede” sınıflandırılmıştır. Sınıflandırma, 1990’lı yıllarda, “perianestezi hemşireliğinde yeteneğe ve bilime dayalı uygulama modelini” gerektirmesi, sağlıklı verilerin oluşturulmasında “kanıta dayalı uygulama rehberlerinin” kullanımını yaygınlaştırmıştır. Bu sürecin, 2000’li yıllarda, perianestezi hemşireliğinin örgütsel yapılanmasını ve bilimsel perspektifini diğer hemşirelik alanlarından daha güçlü bir yapıya ulaştırdığı bildirilmektedir. Türkiye’de ise, ameliyathanede, güvenli bir hasta bakımı için uygun çevre düzenlemesi, yönetimsel kontroller (insan kaynakları, malzeme, organizasyon, kalite yönetimi, acil durumlar...) ve sorunların çözümü için, kanıta dayalı çalışmalar ışığında, standartların geliştirilmesine ihtiyaç olduğu bildirilmektedir. Sonuç: Amerika’da, bilgi ve karar verme sürecinde, kanıta dayalı uygulamaların kullanılması perianestezi hemşireliğinin doğmasını ve profesyonelleşmesini sağlamıştır. Ancak, Türkiye’de ameliyathane hemşireliği adı altında verilen hizmetin, bilimsel perspektifinin zayıflığı nedeniyle, bakım alanı  “evre I” ile sınırlıdır.

Anahtar Kelimeler: Perianestezi, hemşirelik, tarihsel gelişim.



GİRİŞ

İnsanlık tarihi boyunca bilim ve teknolojideki ilerlemeler çeşitli gereksinimlerin farkındalığını sağlamıştır. Bu gelişmelerden en fazla etkilenen hizmet alanlarından biri sağlık sistemi olmuştur. Zamanla değişen sağlık bakım ihtiyacı hemşirelikte de farklı hizmet alanlarının doğmasına yol açmıştır. Bu alanlardan biri de perianestezi hemşireliğidir. Başlangıçta sadece anestezi sonrası “erken dönemi” kapsayan bu hizmet, günümüzde, hastanın kabulünden başlayarak taburculuğuna kadar bir hizmet profiline ulaşmıştır. İlk olarak Amerika’da varlık gösteren perianestezi hemşireliğinin gelişiminde, tarihsel süreç içinde yaşanan olayların önemli etkisi olmuştur (Mamaril 2005; Mamaril ve ark. 2006; Odom-Forren 2006; Theresa, Mamaril ve Sullivan 2005).



1940’lar

1940’ların başında, Amerika’da, sağlık bakım hizmetleri çok az sayıda personelle veriliyordu. Personelin büyük bir çoğunluğu da hastanelerde hizmet vermekteydi. Hastanelerin ise tıbbi donanımı son derece yetersizdi. Hemşirelerin buralardaki sorumlulukları, ameliyat masasını hazırlamak ve ameliyat sırasında doktora yardımcı olmaktı. Hasta ameliyattan hemen sonra kliniğe gönderildiğinden, bazı sağlık görevlilerine göre, ameliyathanede çalışacak hemşireye gerek yoktu, bu alanda çalışmak üzere yetiştirilmiş teknisyenler vardı, onların olmadığı durumlarda hemşireler kullanılmalıydı. Ancak, nadiren de olsa, komplike cerrahi girişimlerin yapılmaya başlanması anestezi sonrası acil ve etkin bakım gereksiniminin doğmasına yol açtı.



Komplike ameliyatların yapılmaya başlanmasıyla hemşireler, ameliyat sonrası “acil dönem bakımı” için ayrı bir alana ihtiyaçları olduğunu farkettiler. Bu farkındalık beraberinde, günümüzde “Ayılma Ünitesi” olarak bilinen, PACU(Postanethesia Care Units: Anestezi sonrası bakım ünitesi)’nun kuruluşunda önemli rol oynadı. PACU’nun kurulması zamanla bu alana hemşirelerin ilgisini çekmeye başladı (ASPAN 2007; Dramalı ve Yavuz 1999; Theresa, Mamaril ve Sullivan 2005).



1950-60’lar

1950’li yılar, başta Amerika olmak üzere bir çok avrupa ülkesinde PACU’nun anestezi sonrası gereksinilen önemli bir bakım alanı olduğu konusunda büyük gelişmelerin yaşandığı bir dönem olarak kabul edilir. Kavramsal olarak “ayılma ünitesi odaları” tıbbi bakımın verildiği yaşam alanları içinde en önemli dönem alanı olarak işlenmeye başlandı. Bu yaklaşım, Amerika’da, 1960’larda bir çok hastanede PACU’nun kurulmasında etkili oldu. Böylece ameliyathane suitlerinde çalışan hemşire sayısı da hızla artmaya başladı (ASPAN 2007). Artan hemşire sayısı ile ilk kez 1957’de formal olarak Association of Operating Room Nurses(AORN= Ameliyathane Hemşireleri Birliği) kuruldu. Birliğin kurulmasıyla hemşirenin ameliyathanedeki rolü tartışılmaya başlanmış oldu (AORN 2007).



1970’ler

1970-80’ler, gelişmiş ülkelerde, hem hastanelerin hemde PACU’da teknolojik olanakların kullanıldığı ve modern bakım anlayışlarının doğduğu bir dönemi oluşturmuştur. Bu dönemde sağlık çalışanları tanı ve tedaviyi kolaylaştıracak, bir çok tıbbi araç ile tanıştı. Bilgisayar, plastik ve dispozıbıl araçlar bakım alanına girdi. Teknoloji ve bilimde ilerlemelerin artması ile daha fazla, karmaşık ve komplike ameliyatlar yapılmaya başlandı. Komplike ameliyatlardaki artış ameliyat sonrası PACU’da kalan hasta sayısını ve süresini artırdı. Ameliyat sonrası acil dönemde artan yatak sıkıntısı PACU’da tek odalı sistemden iki odalı sisteme geçilmesine yol açtı(Theresa, Mamaril ve Sullivan 2005).



1973’te AORN toplantısında bir araya gelen delegeler yayınladıkları bildiride, ameliyathanede hastanın gerekli bakımı alabilmesi için bu konuda yetiştirilmiş hemşirelere gereksinim olduğunu vurguladılar. Toplantıda hemşirelerin hastaların temel fizyolojik ve psikolojik bakımları için gerekli bilgi temeline sahip oldukları ancak ameliyathanede çalışan diğer görevlilerin ise bakımın, yalnız teknik yönü konusunda eğitim aldıkları bu nedenle cerrahi hastasının gereksinimlerini yeterli ve uygun bir şekilde karşılamayacaklarını bildirdiler (Dramalı ve Yavuz 1999).



1980’ler

Hasta bakımında teknoloji ile tanışılması, bakım çevresinde yeni anlayışların doğmasına yardım etmişti. Amerika’da PACU’ ların  % 40’ında ECG(Elektro Kardiyo Grafi) monitorizasyonunun hizmete girmesiyle bu alanlara standart bakım hizmeti de girmiş oldu. Teknolojik gelişmeler, bakım standardını yükseltirken, sunulan hizmetin irdelenmesine de olanak tanıdılar. Böylece sağlık bakım hizmetlerinin sunumu ile ilgili taleplerin artması beraberinde “risk yönetiminin” farkındalığını sağladı. Risk yönetiminin farkında olunmasıyla, özellikle PACU çalışanları, “kalite güvenliği” ve “standartlar” ile ilgilenmeye başladılar.



Bu yıllarda, gelişmiş ülkelerde, cerrahi girişimlerdeki hızlı artış nedeniyle hasta ve hizmeti veren kurum için mali sıkıntılar doğmaya başladı. Çözümü günübirlik cerrahi girişimlerde bulan sağlık bakım sistemi, hızla bu alana yöneldi. Bilimsel çalışmalar, özellikle günübirlik cerrahinin sonuçları üzerine yoğunlaştı.  Bu PACU hizmetlerinin daha çok dikkat çekmesine neden oldu. Bütün bu gelişmeler, perianestezi hemşirelerine daha fazla sorumluluk düştüğünü gösteriyordu. Artan sorumlulukların farkında olan  perianestezi hemşireleri uygulama alanlarıyla ilgili  daha fazla rehberlik gereksinimi duymaya başladılar. Bu gereksinim, günümüzde de çok etkin olan, Amerikan Perianestezi Hemşireler Birliğinin(ASPAN) kurulmasını sağladı. Birlik, kurulur kurulmaz anestezi çevresinde hastaların kalış sürelerini incelemeye başlayarak, anestezi çevresinde acil gereksinim olarak PACU evre I’de “hasta güvenliğini” en önemli sorun olarak gösterdi.  Bu sürelere göre bakım standartları hazırlanarak, 1980-83’te Margaret Bailey başkanlığında, postanestezinin acil dönemi için perianestezi hemşireliğinin ilk klinik uygulama standartları belirlendi ve uygulamaya konuldu. Hernekadar standartların gelmesiyle bakım planları ile çalışılmaya başlandı ise de, o yıllarda Amerika’daki PACU’ların çoğunda, bu uygulamaya tamamen geçilemedi.



ASPAN, ilk perianestezi standartlarını takip eden 5 yılın sonunda, üye sayısının 5 katına çıkması ile bütün perianestezi hemşirelerini temsil edecek bir demografik yapılanmaya gitti(yaş, kurum, ülke ve çalışılan çoğrafik alan gibi). Bir çok alanı temsil eden üyeleri ile çalışmalar yaparak, standartlarının alanını hastanın kabulünden taburcu olmasına kadar genişletti. Genellikle erişkin birey üzerinde geliştirdiği standartlarını çocuk ve yaşlıları da kapsayacak şekilde yeniden yapılandırdı (ASPAN 2007; Theresa, Mamaril ve Sullivan 2005).



1990’lar

Cerrahi girişimlerin büyük bir çoğunluğunun günübirlik cerrahi olarak işlem görmeye başlaması sonucu bu alanda hemşire talebinin artması hastanelerdeki, özellikle kritik alanlarda(yoğun bakım üniteleri) çalışan, hemşirelerin  çalışma alanlarını değiştirmelerine yol açtı. Böylece kritik hasta bakımı alanlarında yeterli hemşiresi  olmayan Yataklı Tedavi Kurumlarının PACU evre I aşamasında, krize yol açacak çoğunlukta, hasta artışı meydana geldi. Hernekadar günübirlik cerrahi alanlarında hemşire sayısında bir artış oldu ise de, bu alanlarda hızla artan hasta sayısı nedeniyle, özellikle PACU’I’de hemşire sayısı yetersiz kalıyordu. Çoğu bu ünitelerde yalnız çalışıyorlardı ve özellikle geceleri hastanın durumu kötüleştiğinde yardım alamıyorlardı.  Bunun sonucunda, 1990’ların ortasında ambulatuvar cerrahi kurumlarında çalışan perianestezi hemşireleri bakım alanları ile ilgili bir çok endişelerinin olduğunu ifade etmeye başladılar. ASPAN’ın üyeleri bu sorunun çözümü için farklı klinik, ülke ve coğrafik alandan olan üyeleriyle bir inceleme başlatarak, özellikle PACU I ve II’deki, uygulamaları incelediler. Çalışmalarda, PACU’da çalışan hemşirelerin “hasta güvenliğini” en önemli endişe olarak gördüklerini belirlendi. Sonuçta ASPAN Standartlar Komitesi hasta ve hemşire oranlarının düzeltilmesi kararını verdi. Buna göre PACU I’de 3 komplikasyonsuz  postanestezi hastasına 1 hemşire olan uygulamayı 2 komplikasyonsuz postanestezi hastasına 1 hemşire, benzer şekilde PACU evre II’de de komlikasyonsuz 5 hastaya 1 hemşire olan uygulamayı 3 hastaya 1 hemşire olarak değiştirildi (Mamaril 2005).



1980’den beri hastaların PACU’daki bakımının standartlar ve araştırmalarla desteklenmeye başlaması, 1990 yıllarında, perianestezi çevresinde hemşirelerin hasta bakımı için gerekli olan insan gücü ve teknik donanım konusunda söz sahibi olmalarını sağlarken “hasta güvenliği” açısından da kalite çalışmalarına yön verici oldu.  Bir çok ülke(Amerika, İngiltere, Almanya, YeniZelanda...) ASPAN’nın hemşireler için oluşturduğu klinik uygulama prensiplerini incelemeye, uygulamaya ve kendi klinik uygulama klavuzlarını oluşturma gerekliliğini duydu (ASPAN 2007; Odom-Forren 2006).



Bu yıllarda AORN’ da ameliyathane hemşiresinin mesleki olarak yeterli olmasının gerekli bilgi, beceri ve yeteneklerin tümünü taşıması gerektiğini içeren bir bildiri yayınlamıştır. Bunu takip eden yıllarda bakımın kalitesi, eğitim, etik, işbirliği, araştırma ve kaynakların kullanımı ile ilgili standartlar geliştirerek perianestezi hemşireliğinin gelişiminde önemli rol oynamıştır. ASPAN ve AORN’un  çalışmaları, zamanla bir çok yerde, benzer birliklerin kurulmasını sağlamıştır (AORN 2007; ASPAN 2007).



Perianestezi hemşireliğinin bakım çevresinin hastanın kliniğe kabulünden taburcu olacağı döneme kadar genişletilmesi ve 1995’den itibaren hasta güvenliğinin perianestezinin önemli bir sorunu olduğunun kabul edilmesiyle nitelikli hizmet talebinin artması, bu alanda çalışacak kişilerde de bazı özellikler aranması gerektiğini gündeme getirdi. Böylece “yeteneğe dayalı uygulama modeli” perianestezi hemşireliğinin ilgi alanlarından biri olmaya başladı. Bu model perianestezi hemşireliğinin büyümesine, bakım ve terapotik bilimine hizmet edecek sağlıklı verilerin oluşturulmasında “kanıta dayalı uygulamayı(KDU)” zorunlu kıldı. Son yıllarda, bir çok profesyonel hemşirelik örgütü tarafından hemşirelere klinik uygulamalarında en son araştırma bulgularını kullanma imkanı veren, KDU rehberleri geliştirilmeye başlanmıştır(AORN 2007; Iacono 2006; Theresa, Mamaril ve Sullivan 2005; Odom- Forren 2006).

Türkiye’de ilk olarak 1950’lerde, Florence Nightingale Hemşirelik Okulunun açılmasıyla, hemşirelik eğitiminde önemli bir gelişme görülmesine karşın, bu güne kadar,  eğitim ve uygulama alanlarında standartlar geliştirilememiştir. Buna bağlı olarak da branşlaşma alanında istenilen başarıya ulaşılamadığından görev ve yetkilerin standartlarla belirlendiği iş tanımları yoktur ve kayıt sistemi bulunmamaktadır. Okullarda ameliyathane hemşireliği hakkında yeterli eğitim almadan mezun olan hemşirelerin, bu alanda çalışmak için hizmet içi eğitim programlarından geçmeleri gerekmektedir. Ameliyathane hemşireliği adı altında verilen hizmet alanı ise evre I ile sınırlı kalmıştır. Ameliyathane hemşirelerinin çalışma  alanlarını geliştirmek amacıyla kurdukları Ameliyathane Hemşireliği Derneği, çeşitli kurslar ve kongreler düzenleyerek üyelerinin perianestezi alanındaki gelişmelerden haberdar olmasını sağlamaya çalışmaktadır (Özbayır 2002;Yıldırım ve Bakır 2000).



Sonuç olarak, 2000’li yıllardaki teknolojik ilerleme hızına bakıldığında, hemşirelik için bilgi birikiminin ön planda olmaya devam edeceği görülmektedir. Ameliyat aletlerinde, enstrumanlarda ve prosedürlerde meydana gelen ilerlemeler, gelecekte daha karmaşık cerrahi operasyonların yapılacağını göstermektedir. Bu nedenle, ameliyathanede daha güvenli bir hasta bakımı için çevre, klinik uygulama, yönetimsel kontroller(insan kaynakları, malzeme, organizasyon, kalite yönetimi) ve sorunlar, olağan üstü acil durumlarla ilgili, kanıta dayalı çalışmalar ışığında, standartların geliştirilmesine  ihtiyaç vardır (Dramalı ve Yavuz 1999; Özbayır 2002; Ünal, Güvenç ve Polat 2005).



KDU



Yapılan çalışmalar sağlık hizmetinin verildiği her alanda iyi ve kaliteli hizmet verebilmek için KDU ihtiyaç olduğunu göstermektedir (Kocaman 2003; Ünal, Güvenç ve Polat 2005).



Hemşire profesyoneller, hemşirelerin kanıtlara ulaşabilmesinin, bilgi temelini ve araştırma yönünü beslemesiyle mümkün olacağına dikkat çekmektedir. Aksi takdirde medikal çalışma sonuçlarına göre çalışmak ve bakımla ilgili kararlarında bağımlı kalmayı sürdürmek zorunda olacaklarını bildirmektedirler (Iacono 2006; Odom-Forren 2006).



Kanıta dayalı hemşirelik uygulaması; hastanın durumuna en uygun bakımı sunmak üzere, hasta ile birlikte, en iyi ve uygulanabilir kanıtın, bakımı veren kişi tarafından kullanılmasına karar verme sürecidir. Sistematik bir inceleme süreci olan KDU (Kocaman 2003; Mamaril ve ark. 2006; Ünal, Güvenç ve Polat 2005):

&#61692; Bir klinik sorun saptama ve belli bir hasta problemi için soru oluşturma,

&#61692; Bu soruyu yanıtlamada kullanılabilecek araştırma kanıtları için sistematik araştırma yapma,

&#61692; Kanıtları geçerliliği, güvenirliği ve uygulanabilirliği açısından eleştirel olarak değerlendirme,

&#61692; Uygulamada yapılacak değişikliğe karar verme,

&#61692; Kanıtları deneyimlerle ve hastanın özel durumu ile entegre ederek uygulama,

&#61692; Klinik başarıyı değerlendirme adımlarından oluşur.



Problemin belirlenmesi ve kanıt kaynakları

Araştırma sonuçları, evrensel olarak, en iyi kanıt kaynağı olarak kabul edilmekle birlikte konu ile ilgili araştırmaların sayısının ve araştırma tasarımının ne olacağı konusunda görüş ayrılıkları vardır. Bir çok alanda, belli bir uygulamayı destekleyen çalışmalar olduğu gibi aynı uygulamayı reddeden çalışmalar da vardır.  Bu nedenle belli bir konu üzerinde yapılmış araştırmaların sonuçları klinik uygulamalarda kullanılmadan önce titizlikle değerlendirilmelidir. Böyle bir inceleme yararlanılan veri tabanlarının, araştırmaların yöntemi, örneklemi ve istatistiksel analizlerin doğru bir şekilde değerlendirilmesini gerektirir (Kocaman 2003).



ASPAN tarafından araştırmalarda kullanılması için önerilen elektronik veri tabanları (Mamaril ve ark. 2006).

&#61692; CINAHL(Cumulative Index to Nursing and Allied Health Literatüre

&#61692; MEDLİNE(Medical Literatüre on Line)

&#61692; PubMed

&#61692; Psycho Info(Psychological information)

&#61692; Healthstar (Health services, Technology, Administration,Research)

&#61692; Medscape(from WebMD)

&#61692; ERIC (The Educaion Resources  Information Center)

&#61692; Referans kütüphaneler



Kanıtın incelenmesi ve sınıflandırılması

Araştırmaların gücünün anlaşılabilmesi için kanıtın incelenerek sınıflandırılması gerekir. Bu nedenle, son yıllarda bir çok profesyonel hemşirelik örgütü tarafından, hemşirelere klinik uygulamalarında en son araştırma bulgularını kullanma imkanı veren, KDU skalaları(rehberleri) geliştirilmeye başlanmıştır.



Kanıt incelemesi için oluşturulan sınıflama skalaları, belirli bir klinik probleme ait araştırma kanıtının güvenirliği ve yeterliliği hakkında  karar vermek için kullanılırlar. Skalalar  çalışmanın tipini metodunu, bulgularını, örneklem karakteristiklerini, yarar risk oranını, bulguları ve uygulamada kullanılabilirliğini belirleyecek kriterleri kapsar. Konuyla ilgili araştırma kanıtının yetersiz olması durumunda, vaka raporları, bilimsel prensipler, teori veya uzman görüşü kanıt olarak dikkate alınmaktadır. Kanıt için uygun kaynaklar belirlendikten sonra, kanıt kalitesine göre sınıflandırılır (Kocaman 2003; Ünal, Güvenç ve Polat 2005).



Günümüzde yapılan kanıt sınıflandırma çalışmalarında, kanıtların gücü 5 kategoride(Düzey I, II, III, IV, V) ele alınmaktadır. Kanıt düzeyi sınıflamasına göre, girişimin etkinliğini değerlendirmede en güçlü kanıt, iyi tasarlanmış randomize kontrollü çalışmalarla (RKÇ) yapılan sistematik incelemelerdir. Yarı deneysel ve deneysel olmayan çalışmalar ise daha zayıf tasarımlar olarak kabul edilmektedir. Kanıt düzeyleri listesinde kalitatif çalışmalara ise henüz yer verilmemiştir (Kocaman 2003; Mamaril 2005; Mamaril ve ark. 2006).



Elektronik, kominikasyon, dökümentasyon ve kayıt tutma işlemlerinde gelişmeler, diğer hemşirelik alanlarında olduğu gibi, perianestezi hemşireliğini global hemşirelik topluluğu içinde desteklemek için çeşitli kanıt modelleri kullanmaya yöneltmiştir. Örneğin, ASPAN hemşireliğin 3 elzem alanı olan klinik uygulama, eğitim ve araştırmadan oluşan bir KDU Modeli geliştirmiştir. Bu Model perianestezi hemşirelik uygulamalarının dinamik ve interaktif bir bakım çevresinde meydana geldiğini açıklar. Buna göre perianestezi hemşireleri çevre gibi dış faktörlerle yakın bir ilişki içindedir. Örneğin, multidisipliner bakım; hemşireler, hasta ve ailesi, pratisyen doktoru ve diğer sağlık çalışanlarını kapsar. Model perianestezi hemşireliğinin kendi alanıyla ilgili topikler konusunda söz sahibi olmasına yardım etmiştir (Iacono 2006; Mamaril 2005).



 ASPAN kanıt sentezi için geliştirdiği “Kanıt Kritik Formu”, araştırmayı çok yönlü bir şekilde incelemeye olanak sağlarken, “Kanıt Özetleme Tablosu” ise kanıtla ilişkili olan tanımlayıcı bilgiyi özetler(yazar, başlık, yayının tarihi, kanıtın tipi veya tasarımın tipi, örneklem büyüklüğü dahil olma/ hariç olma kriteri, çalışma populasyonu, sınırlılıklar). ASPAN geliştirdiği modelleri ve formları, hemşirelikte kanıt düzeyi değerlendirme sınıflamalarına örnek olarak gösterilen Stetler’in kanıt gücü sınıflamasına dayandırmıştır. Bu sınıflamada en güçlü kanıt “Düzey I” olmakla birlikte, düzeyin kalitesi A’dan D’ye doğru derecelenmektedir (Mamaril ve ark. 2006).



Perianestezi çevresinde KDU öncelikli olarak hemşire-hasta ilişkisi, taburculuk kriteri, ve hemşirelerin yeterlilikleri gibi klinik uygulama alanına ait sorunların çözümüne yardımcı veriler sağlayarak daha güçlü standartların oluşturulmasını sağlamaktadır. Kalite uygulamalarını standartlarla güvenceye almaya çalışan perianestezi hemşireleri uygulama alanlarıyla ilgili özellikle güçlü kanıt gereksinimi duydukları alanlar şunlardır (Odon-Forren 20006; Mamaril ve ark. 2006):

&#61692; Taburcu edilecek hastanın optimum ısısı nedir?,

&#61692; kanıta dayalı taburculuk kriteri evre I postanestezi bakım ünitesinden bir hastanın taburculuğunda nasıl kullanılacaktır?,

&#61692; taburcu olmadan önce hastanın su içmesini destekleyen kanıt var mıdır?,

&#61692; hangi hastalar PACU’da komplikasyon gelişme riski yüksek olarak kabul edilmelidir?,

&#61692; PACU hemşireleri için en yüksek stresörler nelerdir?,

&#61692; onkoloji hatalarında perianestezi hemşireleri ağrıyı nasıl hafifletecektir?,

&#61692; ilacın kötüye kullanımı durumunda  ne yapılmalıdır?,

&#61692; akut cerrahide ilaç kullanımında hemşirenin sorumlulukları nereye kadar olmalıdır?



Türkiyede KDU ilk kez 2000 yılında Nürgül Platin tarafından, “Türkiye’de KDU İle İlgili Güçlükler” ele alınarak gündeme gelmiştir. Mesleğin profesyonelleşmesinde KDU önemini anlaşılmasına karşın, klinik uygulamada, kanıta dayalı hemşirelik uygulamasına yönelik çalışmalarda hemşire liderlerden yeterli destek alamama, araştırma kalitesinde çeşitlilik sağlanamaması ve çalışmalara hız kazandıracak fon bulamama gibi bir çok güçlükle karşılaşılmaktadır. Hemşireliğin diğer alanlarında olduğu gibi perianestezi ile de ilgili standartlar oluşturulma aşamasındadır. Standartların oluşturulmasında KDU değerlendiren bir merkez de yoktur (Kocaman 2003; Ünal, Güvenç ve Polat 2005).



Sonuç olarak profesyonel hemşirelerden hizmet verdikleri topluma güvenli ve etkin bakım vermesi ve yaptıkları uygulamaların sonuçları doğrultusunda gerekirse hesap vermesi beklenir. Bu nedenle, bakımın en kritik alanlarından birinde hizmet veren, perianestezi hemşireleri uygulamalarını en  iyi kanıtı gösteren bilimsel bilgiye dayandırma gereksinimi duymaktadırlar.







Kaynaklar

AORN(2007): AORN History. http://www.aorn.org/about/history.htm , erişim 29.4.2007.

ASPAN(2007): The History of ASPAN Standarts. http:www.aspan.org/Historical.htm, erişim Nisan 2007.

Dramalı A., Yavuz M.(1999). Ameliyathane Hemşiresinin Geleneksel ve Yeni Rolleri. Hemşirelik Forumu, 2(1):18-21.

Iacono MV.(2006): Perianesthesia Nurse Management Perspective: Evidence Based Practice. JPAN 21(3): 195-99.

Kocaman G.(2003): Hemşirelikte Kanıta Dayalı Uygulama. HEMAR-G, 5(2): 61-69.

Mamaril ME., Ross JE., Krezischek D. ve ark.(2006): The ASPAN’s EBP Conceptual Model: Framework for Perianesthesia Practice and Research. JPAN, 21(3): 157-167.

Mamaril ME.,(2005): Introduction of ASPAN’s Evidence-Based Practice Model. JPAN, 20(4):236-38.

Odom-Forren J.(2006): The Perianesthesia Nurse as Researcher. JPAN, 21(6):447-49.

Özbayır T (2002): Türkiye’de Ameliyathane Yönetimi ve Standartları. Hemşirelik Forumu, 5(3-4): 1-5.

Theresa LC., Mamaril M., Sullivan E.(2005):The History of ASPAN Standarts. JPAN 20(6):380-84.

Ünal AS., Güvenç G., Polat Ş.(2005): Kanıta Dayalı Hemşirelik. Hemşirelik Forumu, Temmuz-Ağustoz sayısı, 24-29.

Yıldırım A., Bakır S(Eds)(2000). Ameliyathane Hemşireliğinin Tarihi. Ameliyathane Hemşireliği Kitabı. Aşama matbaacılık, Ankara, ss:118.