Şok Diyet

Zaten yemek yeme konusunda beynimizi istediğimiz gibi kontrol edebiliyor olsaydık bugün için şişmanlık bir problem olmaktan çıkacaktı. Dolayısıyla henüz böyle bir gelişme olmadığı için fazla kilolarımızdan kurtulmak istiyorsak kesinlikle beslenme programımızı düzenlememiz gerekmektedir. Daha önceden bahsettiğimiz özel davetler söz konusu olduğunda ise durum daha da vahimdir. çünkü kilo vermek için çok daha az vaktimiz vardır. Bir an önce o özel günde giyeceğimiz elbiseye sığmalıyız. O gün herkes ne kadar kilo verdiğimizi söylemeli. O gün ortamda kendimizi fit hissetmeliyiz. Kalan kısa sürede çok hızlı kilo vermenin formülü ise şok diyetlerdir.

PERİANESTEZİ HEMŞİRELİĞİNİN TARİHSEL GELİŞİMİ VE KANITA DAYALI UYGULAMAYA GEÇİŞ SÜRECİ

PERİANESTEZİ HEMŞİRELİĞİNİN TARİHSEL GELİŞİMİ VE KANITA DAYALI UYGULAMAYA GEÇİŞ SÜRECİ

Dr. Yazile Sayın, C.Ü. Sağlık Bilimleri Fakültesi, Hemşirelik Bölümü, Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği AD, Sivas





ÖZET

Amaç: Kanıta dayalı uygulamanın perianestezi hemşireliğinin profesyonelleşmesine katkısını tartışarak, diğer hemşirelik alanlarına örnek model sunmaktır. Metod: Bu makalede, literatür bilgileri doğrultusunda, perianestezi hemşireliğinin doğuşunda kanıta dayalı uygulamanın rolü incelenmiştir. Bulgular: Amerika’da, ameliyathanede hemşirelerin hizmet vermeye başlaması, 1940’lı yıllarda, bakım gereksiniminin ortaya konulmasıyla mümkün olmuştur. Özelikle 1940’lı yılların sonu, kanıta dayalı uygulamanın farkedildiği ve ameliyathanede hizmet veren hemşirelerin bakım alanlarını keşfettikleri dönem olarak kabul edilmektedir. Daha sonra,1950-60’lı yıllarda, ameliyathanedeki hemşirenin rolü araştırmalarla tartışılmaya ve desteklenmeye başlanmıştır. Tartışmaların 1970’lerde, profesyonel örgütsel yapılanmayı gerçekleştirmesi, “modern bakım anlayışını”  doğurması ve 1980’lerde de “kalite güvenliği” ve “standartlarını” gündeme getirmesiyle ameliyathanede bakım alanları “dört evrede” sınıflandırılmıştır. Sınıflandırma, 1990’lı yıllarda, “perianestezi hemşireliğinde yeteneğe ve bilime dayalı uygulama modelini” gerektirmesi, sağlıklı verilerin oluşturulmasında “kanıta dayalı uygulama rehberlerinin” kullanımını yaygınlaştırmıştır. Bu sürecin, 2000’li yıllarda, perianestezi hemşireliğinin örgütsel yapılanmasını ve bilimsel perspektifini diğer hemşirelik alanlarından daha güçlü bir yapıya ulaştırdığı bildirilmektedir. Türkiye’de ise, ameliyathanede, güvenli bir hasta bakımı için uygun çevre düzenlemesi, yönetimsel kontroller (insan kaynakları, malzeme, organizasyon, kalite yönetimi, acil durumlar...) ve sorunların çözümü için, kanıta dayalı çalışmalar ışığında, standartların geliştirilmesine ihtiyaç olduğu bildirilmektedir. Sonuç: Amerika’da, bilgi ve karar verme sürecinde, kanıta dayalı uygulamaların kullanılması perianestezi hemşireliğinin doğmasını ve profesyonelleşmesini sağlamıştır. Ancak, Türkiye’de ameliyathane hemşireliği adı altında verilen hizmetin, bilimsel perspektifinin zayıflığı nedeniyle, bakım alanı  “evre I” ile sınırlıdır.

Anahtar Kelimeler: Perianestezi, hemşirelik, tarihsel gelişim.



GİRİŞ

İnsanlık tarihi boyunca bilim ve teknolojideki ilerlemeler çeşitli gereksinimlerin farkındalığını sağlamıştır. Bu gelişmelerden en fazla etkilenen hizmet alanlarından biri sağlık sistemi olmuştur. Zamanla değişen sağlık bakım ihtiyacı hemşirelikte de farklı hizmet alanlarının doğmasına yol açmıştır. Bu alanlardan biri de perianestezi hemşireliğidir. Başlangıçta sadece anestezi sonrası “erken dönemi” kapsayan bu hizmet, günümüzde, hastanın kabulünden başlayarak taburculuğuna kadar bir hizmet profiline ulaşmıştır. İlk olarak Amerika’da varlık gösteren perianestezi hemşireliğinin gelişiminde, tarihsel süreç içinde yaşanan olayların önemli etkisi olmuştur (Mamaril 2005; Mamaril ve ark. 2006; Odom-Forren 2006; Theresa, Mamaril ve Sullivan 2005).



1940’lar

1940’ların başında, Amerika’da, sağlık bakım hizmetleri çok az sayıda personelle veriliyordu. Personelin büyük bir çoğunluğu da hastanelerde hizmet vermekteydi. Hastanelerin ise tıbbi donanımı son derece yetersizdi. Hemşirelerin buralardaki sorumlulukları, ameliyat masasını hazırlamak ve ameliyat sırasında doktora yardımcı olmaktı. Hasta ameliyattan hemen sonra kliniğe gönderildiğinden, bazı sağlık görevlilerine göre, ameliyathanede çalışacak hemşireye gerek yoktu, bu alanda çalışmak üzere yetiştirilmiş teknisyenler vardı, onların olmadığı durumlarda hemşireler kullanılmalıydı. Ancak, nadiren de olsa, komplike cerrahi girişimlerin yapılmaya başlanması anestezi sonrası acil ve etkin bakım gereksiniminin doğmasına yol açtı.



Komplike ameliyatların yapılmaya başlanmasıyla hemşireler, ameliyat sonrası “acil dönem bakımı” için ayrı bir alana ihtiyaçları olduğunu farkettiler. Bu farkındalık beraberinde, günümüzde “Ayılma Ünitesi” olarak bilinen, PACU(Postanethesia Care Units: Anestezi sonrası bakım ünitesi)’nun kuruluşunda önemli rol oynadı. PACU’nun kurulması zamanla bu alana hemşirelerin ilgisini çekmeye başladı (ASPAN 2007; Dramalı ve Yavuz 1999; Theresa, Mamaril ve Sullivan 2005).



1950-60’lar

1950’li yılar, başta Amerika olmak üzere bir çok avrupa ülkesinde PACU’nun anestezi sonrası gereksinilen önemli bir bakım alanı olduğu konusunda büyük gelişmelerin yaşandığı bir dönem olarak kabul edilir. Kavramsal olarak “ayılma ünitesi odaları” tıbbi bakımın verildiği yaşam alanları içinde en önemli dönem alanı olarak işlenmeye başlandı. Bu yaklaşım, Amerika’da, 1960’larda bir çok hastanede PACU’nun kurulmasında etkili oldu. Böylece ameliyathane suitlerinde çalışan hemşire sayısı da hızla artmaya başladı (ASPAN 2007). Artan hemşire sayısı ile ilk kez 1957’de formal olarak Association of Operating Room Nurses(AORN= Ameliyathane Hemşireleri Birliği) kuruldu. Birliğin kurulmasıyla hemşirenin ameliyathanedeki rolü tartışılmaya başlanmış oldu (AORN 2007).



1970’ler

1970-80’ler, gelişmiş ülkelerde, hem hastanelerin hemde PACU’da teknolojik olanakların kullanıldığı ve modern bakım anlayışlarının doğduğu bir dönemi oluşturmuştur. Bu dönemde sağlık çalışanları tanı ve tedaviyi kolaylaştıracak, bir çok tıbbi araç ile tanıştı. Bilgisayar, plastik ve dispozıbıl araçlar bakım alanına girdi. Teknoloji ve bilimde ilerlemelerin artması ile daha fazla, karmaşık ve komplike ameliyatlar yapılmaya başlandı. Komplike ameliyatlardaki artış ameliyat sonrası PACU’da kalan hasta sayısını ve süresini artırdı. Ameliyat sonrası acil dönemde artan yatak sıkıntısı PACU’da tek odalı sistemden iki odalı sisteme geçilmesine yol açtı(Theresa, Mamaril ve Sullivan 2005).



1973’te AORN toplantısında bir araya gelen delegeler yayınladıkları bildiride, ameliyathanede hastanın gerekli bakımı alabilmesi için bu konuda yetiştirilmiş hemşirelere gereksinim olduğunu vurguladılar. Toplantıda hemşirelerin hastaların temel fizyolojik ve psikolojik bakımları için gerekli bilgi temeline sahip oldukları ancak ameliyathanede çalışan diğer görevlilerin ise bakımın, yalnız teknik yönü konusunda eğitim aldıkları bu nedenle cerrahi hastasının gereksinimlerini yeterli ve uygun bir şekilde karşılamayacaklarını bildirdiler (Dramalı ve Yavuz 1999).



1980’ler

Hasta bakımında teknoloji ile tanışılması, bakım çevresinde yeni anlayışların doğmasına yardım etmişti. Amerika’da PACU’ ların  % 40’ında ECG(Elektro Kardiyo Grafi) monitorizasyonunun hizmete girmesiyle bu alanlara standart bakım hizmeti de girmiş oldu. Teknolojik gelişmeler, bakım standardını yükseltirken, sunulan hizmetin irdelenmesine de olanak tanıdılar. Böylece sağlık bakım hizmetlerinin sunumu ile ilgili taleplerin artması beraberinde “risk yönetiminin” farkındalığını sağladı. Risk yönetiminin farkında olunmasıyla, özellikle PACU çalışanları, “kalite güvenliği” ve “standartlar” ile ilgilenmeye başladılar.



Bu yıllarda, gelişmiş ülkelerde, cerrahi girişimlerdeki hızlı artış nedeniyle hasta ve hizmeti veren kurum için mali sıkıntılar doğmaya başladı. Çözümü günübirlik cerrahi girişimlerde bulan sağlık bakım sistemi, hızla bu alana yöneldi. Bilimsel çalışmalar, özellikle günübirlik cerrahinin sonuçları üzerine yoğunlaştı.  Bu PACU hizmetlerinin daha çok dikkat çekmesine neden oldu. Bütün bu gelişmeler, perianestezi hemşirelerine daha fazla sorumluluk düştüğünü gösteriyordu. Artan sorumlulukların farkında olan  perianestezi hemşireleri uygulama alanlarıyla ilgili  daha fazla rehberlik gereksinimi duymaya başladılar. Bu gereksinim, günümüzde de çok etkin olan, Amerikan Perianestezi Hemşireler Birliğinin(ASPAN) kurulmasını sağladı. Birlik, kurulur kurulmaz anestezi çevresinde hastaların kalış sürelerini incelemeye başlayarak, anestezi çevresinde acil gereksinim olarak PACU evre I’de “hasta güvenliğini” en önemli sorun olarak gösterdi.  Bu sürelere göre bakım standartları hazırlanarak, 1980-83’te Margaret Bailey başkanlığında, postanestezinin acil dönemi için perianestezi hemşireliğinin ilk klinik uygulama standartları belirlendi ve uygulamaya konuldu. Hernekadar standartların gelmesiyle bakım planları ile çalışılmaya başlandı ise de, o yıllarda Amerika’daki PACU’ların çoğunda, bu uygulamaya tamamen geçilemedi.



ASPAN, ilk perianestezi standartlarını takip eden 5 yılın sonunda, üye sayısının 5 katına çıkması ile bütün perianestezi hemşirelerini temsil edecek bir demografik yapılanmaya gitti(yaş, kurum, ülke ve çalışılan çoğrafik alan gibi). Bir çok alanı temsil eden üyeleri ile çalışmalar yaparak, standartlarının alanını hastanın kabulünden taburcu olmasına kadar genişletti. Genellikle erişkin birey üzerinde geliştirdiği standartlarını çocuk ve yaşlıları da kapsayacak şekilde yeniden yapılandırdı (ASPAN 2007; Theresa, Mamaril ve Sullivan 2005).



1990’lar

Cerrahi girişimlerin büyük bir çoğunluğunun günübirlik cerrahi olarak işlem görmeye başlaması sonucu bu alanda hemşire talebinin artması hastanelerdeki, özellikle kritik alanlarda(yoğun bakım üniteleri) çalışan, hemşirelerin  çalışma alanlarını değiştirmelerine yol açtı. Böylece kritik hasta bakımı alanlarında yeterli hemşiresi  olmayan Yataklı Tedavi Kurumlarının PACU evre I aşamasında, krize yol açacak çoğunlukta, hasta artışı meydana geldi. Hernekadar günübirlik cerrahi alanlarında hemşire sayısında bir artış oldu ise de, bu alanlarda hızla artan hasta sayısı nedeniyle, özellikle PACU’I’de hemşire sayısı yetersiz kalıyordu. Çoğu bu ünitelerde yalnız çalışıyorlardı ve özellikle geceleri hastanın durumu kötüleştiğinde yardım alamıyorlardı.  Bunun sonucunda, 1990’ların ortasında ambulatuvar cerrahi kurumlarında çalışan perianestezi hemşireleri bakım alanları ile ilgili bir çok endişelerinin olduğunu ifade etmeye başladılar. ASPAN’ın üyeleri bu sorunun çözümü için farklı klinik, ülke ve coğrafik alandan olan üyeleriyle bir inceleme başlatarak, özellikle PACU I ve II’deki, uygulamaları incelediler. Çalışmalarda, PACU’da çalışan hemşirelerin “hasta güvenliğini” en önemli endişe olarak gördüklerini belirlendi. Sonuçta ASPAN Standartlar Komitesi hasta ve hemşire oranlarının düzeltilmesi kararını verdi. Buna göre PACU I’de 3 komplikasyonsuz  postanestezi hastasına 1 hemşire olan uygulamayı 2 komplikasyonsuz postanestezi hastasına 1 hemşire, benzer şekilde PACU evre II’de de komlikasyonsuz 5 hastaya 1 hemşire olan uygulamayı 3 hastaya 1 hemşire olarak değiştirildi (Mamaril 2005).



1980’den beri hastaların PACU’daki bakımının standartlar ve araştırmalarla desteklenmeye başlaması, 1990 yıllarında, perianestezi çevresinde hemşirelerin hasta bakımı için gerekli olan insan gücü ve teknik donanım konusunda söz sahibi olmalarını sağlarken “hasta güvenliği” açısından da kalite çalışmalarına yön verici oldu.  Bir çok ülke(Amerika, İngiltere, Almanya, YeniZelanda...) ASPAN’nın hemşireler için oluşturduğu klinik uygulama prensiplerini incelemeye, uygulamaya ve kendi klinik uygulama klavuzlarını oluşturma gerekliliğini duydu (ASPAN 2007; Odom-Forren 2006).



Bu yıllarda AORN’ da ameliyathane hemşiresinin mesleki olarak yeterli olmasının gerekli bilgi, beceri ve yeteneklerin tümünü taşıması gerektiğini içeren bir bildiri yayınlamıştır. Bunu takip eden yıllarda bakımın kalitesi, eğitim, etik, işbirliği, araştırma ve kaynakların kullanımı ile ilgili standartlar geliştirerek perianestezi hemşireliğinin gelişiminde önemli rol oynamıştır. ASPAN ve AORN’un  çalışmaları, zamanla bir çok yerde, benzer birliklerin kurulmasını sağlamıştır (AORN 2007; ASPAN 2007).



Perianestezi hemşireliğinin bakım çevresinin hastanın kliniğe kabulünden taburcu olacağı döneme kadar genişletilmesi ve 1995’den itibaren hasta güvenliğinin perianestezinin önemli bir sorunu olduğunun kabul edilmesiyle nitelikli hizmet talebinin artması, bu alanda çalışacak kişilerde de bazı özellikler aranması gerektiğini gündeme getirdi. Böylece “yeteneğe dayalı uygulama modeli” perianestezi hemşireliğinin ilgi alanlarından biri olmaya başladı. Bu model perianestezi hemşireliğinin büyümesine, bakım ve terapotik bilimine hizmet edecek sağlıklı verilerin oluşturulmasında “kanıta dayalı uygulamayı(KDU)” zorunlu kıldı. Son yıllarda, bir çok profesyonel hemşirelik örgütü tarafından hemşirelere klinik uygulamalarında en son araştırma bulgularını kullanma imkanı veren, KDU rehberleri geliştirilmeye başlanmıştır(AORN 2007; Iacono 2006; Theresa, Mamaril ve Sullivan 2005; Odom- Forren 2006).

Türkiye’de ilk olarak 1950’lerde, Florence Nightingale Hemşirelik Okulunun açılmasıyla, hemşirelik eğitiminde önemli bir gelişme görülmesine karşın, bu güne kadar,  eğitim ve uygulama alanlarında standartlar geliştirilememiştir. Buna bağlı olarak da branşlaşma alanında istenilen başarıya ulaşılamadığından görev ve yetkilerin standartlarla belirlendiği iş tanımları yoktur ve kayıt sistemi bulunmamaktadır. Okullarda ameliyathane hemşireliği hakkında yeterli eğitim almadan mezun olan hemşirelerin, bu alanda çalışmak için hizmet içi eğitim programlarından geçmeleri gerekmektedir. Ameliyathane hemşireliği adı altında verilen hizmet alanı ise evre I ile sınırlı kalmıştır. Ameliyathane hemşirelerinin çalışma  alanlarını geliştirmek amacıyla kurdukları Ameliyathane Hemşireliği Derneği, çeşitli kurslar ve kongreler düzenleyerek üyelerinin perianestezi alanındaki gelişmelerden haberdar olmasını sağlamaya çalışmaktadır (Özbayır 2002;Yıldırım ve Bakır 2000).



Sonuç olarak, 2000’li yıllardaki teknolojik ilerleme hızına bakıldığında, hemşirelik için bilgi birikiminin ön planda olmaya devam edeceği görülmektedir. Ameliyat aletlerinde, enstrumanlarda ve prosedürlerde meydana gelen ilerlemeler, gelecekte daha karmaşık cerrahi operasyonların yapılacağını göstermektedir. Bu nedenle, ameliyathanede daha güvenli bir hasta bakımı için çevre, klinik uygulama, yönetimsel kontroller(insan kaynakları, malzeme, organizasyon, kalite yönetimi) ve sorunlar, olağan üstü acil durumlarla ilgili, kanıta dayalı çalışmalar ışığında, standartların geliştirilmesine  ihtiyaç vardır (Dramalı ve Yavuz 1999; Özbayır 2002; Ünal, Güvenç ve Polat 2005).



KDU



Yapılan çalışmalar sağlık hizmetinin verildiği her alanda iyi ve kaliteli hizmet verebilmek için KDU ihtiyaç olduğunu göstermektedir (Kocaman 2003; Ünal, Güvenç ve Polat 2005).



Hemşire profesyoneller, hemşirelerin kanıtlara ulaşabilmesinin, bilgi temelini ve araştırma yönünü beslemesiyle mümkün olacağına dikkat çekmektedir. Aksi takdirde medikal çalışma sonuçlarına göre çalışmak ve bakımla ilgili kararlarında bağımlı kalmayı sürdürmek zorunda olacaklarını bildirmektedirler (Iacono 2006; Odom-Forren 2006).



Kanıta dayalı hemşirelik uygulaması; hastanın durumuna en uygun bakımı sunmak üzere, hasta ile birlikte, en iyi ve uygulanabilir kanıtın, bakımı veren kişi tarafından kullanılmasına karar verme sürecidir. Sistematik bir inceleme süreci olan KDU (Kocaman 2003; Mamaril ve ark. 2006; Ünal, Güvenç ve Polat 2005):

 Bir klinik sorun saptama ve belli bir hasta problemi için soru oluşturma,

 Bu soruyu yanıtlamada kullanılabilecek araştırma kanıtları için sistematik araştırma yapma,

 Kanıtları geçerliliği, güvenirliği ve uygulanabilirliği açısından eleştirel olarak değerlendirme,

 Uygulamada yapılacak değişikliğe karar verme,

 Kanıtları deneyimlerle ve hastanın özel durumu ile entegre ederek uygulama,

 Klinik başarıyı değerlendirme adımlarından oluşur.



Problemin belirlenmesi ve kanıt kaynakları

Araştırma sonuçları, evrensel olarak, en iyi kanıt kaynağı olarak kabul edilmekle birlikte konu ile ilgili araştırmaların sayısının ve araştırma tasarımının ne olacağı konusunda görüş ayrılıkları vardır. Bir çok alanda, belli bir uygulamayı destekleyen çalışmalar olduğu gibi aynı uygulamayı reddeden çalışmalar da vardır.  Bu nedenle belli bir konu üzerinde yapılmış araştırmaların sonuçları klinik uygulamalarda kullanılmadan önce titizlikle değerlendirilmelidir. Böyle bir inceleme yararlanılan veri tabanlarının, araştırmaların yöntemi, örneklemi ve istatistiksel analizlerin doğru bir şekilde değerlendirilmesini gerektirir (Kocaman 2003).



ASPAN tarafından araştırmalarda kullanılması için önerilen elektronik veri tabanları (Mamaril ve ark. 2006).

 CINAHL(Cumulative Index to Nursing and Allied Health Literatüre

 MEDLİNE(Medical Literatüre on Line)

 PubMed

 Psycho Info(Psychological information)

 Healthstar (Health services, Technology, Administration,Research)

 Medscape(from WebMD)

 ERIC (The Educaion Resources  Information Center)

 Referans kütüphaneler



Kanıtın incelenmesi ve sınıflandırılması

Araştırmaların gücünün anlaşılabilmesi için kanıtın incelenerek sınıflandırılması gerekir. Bu nedenle, son yıllarda bir çok profesyonel hemşirelik örgütü tarafından, hemşirelere klinik uygulamalarında en son araştırma bulgularını kullanma imkanı veren, KDU skalaları(rehberleri) geliştirilmeye başlanmıştır.



Kanıt incelemesi için oluşturulan sınıflama skalaları, belirli bir klinik probleme ait araştırma kanıtının güvenirliği ve yeterliliği hakkında  karar vermek için kullanılırlar. Skalalar  çalışmanın tipini metodunu, bulgularını, örneklem karakteristiklerini, yarar risk oranını, bulguları ve uygulamada kullanılabilirliğini belirleyecek kriterleri kapsar. Konuyla ilgili araştırma kanıtının yetersiz olması durumunda, vaka raporları, bilimsel prensipler, teori veya uzman görüşü kanıt olarak dikkate alınmaktadır. Kanıt için uygun kaynaklar belirlendikten sonra, kanıt kalitesine göre sınıflandırılır (Kocaman 2003; Ünal, Güvenç ve Polat 2005).



Günümüzde yapılan kanıt sınıflandırma çalışmalarında, kanıtların gücü 5 kategoride(Düzey I, II, III, IV, V) ele alınmaktadır. Kanıt düzeyi sınıflamasına göre, girişimin etkinliğini değerlendirmede en güçlü kanıt, iyi tasarlanmış randomize kontrollü çalışmalarla (RKÇ) yapılan sistematik incelemelerdir. Yarı deneysel ve deneysel olmayan çalışmalar ise daha zayıf tasarımlar olarak kabul edilmektedir. Kanıt düzeyleri listesinde kalitatif çalışmalara ise henüz yer verilmemiştir (Kocaman 2003; Mamaril 2005; Mamaril ve ark. 2006).



Elektronik, kominikasyon, dökümentasyon ve kayıt tutma işlemlerinde gelişmeler, diğer hemşirelik alanlarında olduğu gibi, perianestezi hemşireliğini global hemşirelik topluluğu içinde desteklemek için çeşitli kanıt modelleri kullanmaya yöneltmiştir. Örneğin, ASPAN hemşireliğin 3 elzem alanı olan klinik uygulama, eğitim ve araştırmadan oluşan bir KDU Modeli geliştirmiştir. Bu Model perianestezi hemşirelik uygulamalarının dinamik ve interaktif bir bakım çevresinde meydana geldiğini açıklar. Buna göre perianestezi hemşireleri çevre gibi dış faktörlerle yakın bir ilişki içindedir. Örneğin, multidisipliner bakım; hemşireler, hasta ve ailesi, pratisyen doktoru ve diğer sağlık çalışanlarını kapsar. Model perianestezi hemşireliğinin kendi alanıyla ilgili topikler konusunda söz sahibi olmasına yardım etmiştir (Iacono 2006; Mamaril 2005).



 ASPAN kanıt sentezi için geliştirdiği “Kanıt Kritik Formu”, araştırmayı çok yönlü bir şekilde incelemeye olanak sağlarken, “Kanıt Özetleme Tablosu” ise kanıtla ilişkili olan tanımlayıcı bilgiyi özetler(yazar, başlık, yayının tarihi, kanıtın tipi veya tasarımın tipi, örneklem büyüklüğü dahil olma/ hariç olma kriteri, çalışma populasyonu, sınırlılıklar). ASPAN geliştirdiği modelleri ve formları, hemşirelikte kanıt düzeyi değerlendirme sınıflamalarına örnek olarak gösterilen Stetler’in kanıt gücü sınıflamasına dayandırmıştır. Bu sınıflamada en güçlü kanıt “Düzey I” olmakla birlikte, düzeyin kalitesi A’dan D’ye doğru derecelenmektedir (Mamaril ve ark. 2006).



Perianestezi çevresinde KDU öncelikli olarak hemşire-hasta ilişkisi, taburculuk kriteri, ve hemşirelerin yeterlilikleri gibi klinik uygulama alanına ait sorunların çözümüne yardımcı veriler sağlayarak daha güçlü standartların oluşturulmasını sağlamaktadır. Kalite uygulamalarını standartlarla güvenceye almaya çalışan perianestezi hemşireleri uygulama alanlarıyla ilgili özellikle güçlü kanıt gereksinimi duydukları alanlar şunlardır (Odon-Forren 20006; Mamaril ve ark. 2006):

 Taburcu edilecek hastanın optimum ısısı nedir?,

 kanıta dayalı taburculuk kriteri evre I postanestezi bakım ünitesinden bir hastanın taburculuğunda nasıl kullanılacaktır?,

 taburcu olmadan önce hastanın su içmesini destekleyen kanıt var mıdır?,

 hangi hastalar PACU’da komplikasyon gelişme riski yüksek olarak kabul edilmelidir?,

 PACU hemşireleri için en yüksek stresörler nelerdir?,

 onkoloji hatalarında perianestezi hemşireleri ağrıyı nasıl hafifletecektir?,

 ilacın kötüye kullanımı durumunda  ne yapılmalıdır?,

 akut cerrahide ilaç kullanımında hemşirenin sorumlulukları nereye kadar olmalıdır?



Türkiyede KDU ilk kez 2000 yılında Nürgül Platin tarafından, “Türkiye’de KDU İle İlgili Güçlükler” ele alınarak gündeme gelmiştir. Mesleğin profesyonelleşmesinde KDU önemini anlaşılmasına karşın, klinik uygulamada, kanıta dayalı hemşirelik uygulamasına yönelik çalışmalarda hemşire liderlerden yeterli destek alamama, araştırma kalitesinde çeşitlilik sağlanamaması ve çalışmalara hız kazandıracak fon bulamama gibi bir çok güçlükle karşılaşılmaktadır. Hemşireliğin diğer alanlarında olduğu gibi perianestezi ile de ilgili standartlar oluşturulma aşamasındadır. Standartların oluşturulmasında KDU değerlendiren bir merkez de yoktur (Kocaman 2003; Ünal, Güvenç ve Polat 2005).



Sonuç olarak profesyonel hemşirelerden hizmet verdikleri topluma güvenli ve etkin bakım vermesi ve yaptıkları uygulamaların sonuçları doğrultusunda gerekirse hesap vermesi beklenir. Bu nedenle, bakımın en kritik alanlarından birinde hizmet veren, perianestezi hemşireleri uygulamalarını en  iyi kanıtı gösteren bilimsel bilgiye dayandırma gereksinimi duymaktadırlar.







Kaynaklar

AORN(2007): AORN History. http://www.aorn.org/about/history.htm , erişim 29.4.2007.

ASPAN(2007): The History of ASPAN Standarts. http:www.aspan.org/Historical.htm, erişim Nisan 2007.

Dramalı A., Yavuz M.(1999). Ameliyathane Hemşiresinin Geleneksel ve Yeni Rolleri. Hemşirelik Forumu, 2(1):18-21.

Iacono MV.(2006): Perianesthesia Nurse Management Perspective: Evidence Based Practice. JPAN 21(3): 195-99.

Kocaman G.(2003): Hemşirelikte Kanıta Dayalı Uygulama. HEMAR-G, 5(2): 61-69.

Mamaril ME., Ross JE., Krezischek D. ve ark.(2006): The ASPAN’s EBP Conceptual Model: Framework for Perianesthesia Practice and Research. JPAN, 21(3): 157-167.

Mamaril ME.,(2005): Introduction of ASPAN’s Evidence-Based Practice Model. JPAN, 20(4):236-38.

Odom-Forren J.(2006): The Perianesthesia Nurse as Researcher. JPAN, 21(6):447-49.

Özbayır T (2002): Türkiye’de Ameliyathane Yönetimi ve Standartları. Hemşirelik Forumu, 5(3-4): 1-5.

Theresa LC., Mamaril M., Sullivan E.(2005):The History of ASPAN Standarts. JPAN 20(6):380-84.

Ünal AS., Güvenç G., Polat Ş.(2005): Kanıta Dayalı Hemşirelik. Hemşirelik Forumu, Temmuz-Ağustoz sayısı, 24-29.

Yıldırım A., Bakır S(Eds)(2000). Ameliyathane Hemşireliğinin Tarihi. Ameliyathane Hemşireliği Kitabı. Aşama matbaacılık, Ankara, ss:118.